Üyelik Girişi
Site Haritası
Takvim
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar2.16732.1712
Euro2.84352.8486
NUR FM

KİMYASAL,

LAB.MALZEMELERİ,    

 LAB. CİHAZLARI,

 LAB.SARF MALZEMELERİ

0 507 562 68 58

TÜRKKİM KİMYA

KİMYASEPETİM

 

Multimedya

 Ey Aziz!
        Bu dünya hayatı, aldatıcı ve kandırıcı bir seraptan ibarettir. Buna kanmak ve aldanmak saadet alameti sayılır mı?... Elbette sayılmaz... Cenab-ı Hak, bizi ayıktırmak ve bu durumu anlatmak için şöyle buyurdu:
        - "Siz. ahiret hayatından geçip dünya hayatına razımı oldunuz?..." (9/38)
        Bu ilahî kelamın anlatmak istediği manayı anlamak için, hiç kalb kulağını açmadın mı?... Neden açmazsın ki?... Açmayı düşünmüyor musun?...
        Sonra bu aleme dalıp giderken ve kalbine, Hak kelamına karşı perde gererken, şu ilahî kelamın tehdidi seni hiç mi korkutmuyor?... Dinle, ne buyruyor; anlamaya çalış:
        - "Bu dünyada ama olan, ahirette dahi ama olur..." (17/72)
        Kalb gözünü aç... Hak Taala'nın bizi ayıktırmak için, gönderdiği Ayet i Kerimelerin ışığı altında yolları bulmaya bak. .
        - "İnsanların hesap verme zamanı yaklaştı; halbuki onlar gaflette..." (21/1)
        Bu Ayet-i Kerimedeki son tehdit seni sarsmıyor mu?... Neden anlattığı manayı anlamaya yanaşmaz oluyorsun...Burası bir ekim yeridir Burada ekilen, orada; yani öbür alemde biçiflecek. Dünyada olduğu gibi, önce ekim işi; biçilmesi sonraya... Ahiret işilerinin bazından örnek al... Allah saklasın; sonra öbür alemde herkes sevap devşilirken, Sen eli boşlardan olursun... Sanırım ki, şu Ayet-i Kerime sana bu mevzuda bireyler anlatmak için yeter:
        - "Ahiret ekinini isteyenin işine bereket veririz... Artını dünya ekinini isteyene de veririz; ama ahirette birşey beklemesin... Orada artık nasibi yoktur..." (42/10)
        Bu Ayet-i Kerimenin ihtarı sana birşcy hatırlatmıyor mu?...Düşün ki, buradan öbür aleme göndereceğin bir iyilik için, on kattairı yedi yüz kata kadar sevap al acarsın Düşün ve ayık... îyi bilirsen, şu Ayet-i Kerime seni ayıktırmaya yeter... Bak ne buyruluyor;
        - "O ki azdı; dünya hayatını tercih etti... Şüphesiz böylesinin yeri cehennem oldu..." (79/38)
        Bu zümreden olmak ister misin?... Elbette:
        - İstemem...
        Diyeceksin... Bu deyişine karşılık sana:
        - O halde ne bu gaflet?... Diye çıkışılacağından neden korkmuyorsun?...
        Bu gaflet deryasında ne zamana kadar yüzeceksin?... Ve şaşkın şaşkın kalacaksın...
        Bu yüzücülük sana uğur getirmez... Hemen kendine gel ve :
        - "Allah'a tevbe ediniz..." (24/31) Emrinin mabedine çekil... Yaptıklarına nadim ol... O makamda huzurunu
        bul; daha sonra da:
        - "Rabbınıza ibadet ediniz..." (29/ 54)
        Cümlesindeki derin mananın anlattığı cihete doğru yönel... Bundan sonra da, doğruluk dilini kulîan ve şu duayı yap :
        - Artık ben yüzümü, yerin ve semaların yaratıcısına çevirdim... Müşriklerden değilim... Pak ve temiz olarak ona dönüyorum..." (6/79)
        Belki bu sayede sana, bütün güzellikleri özünde toplayan sırlar aleminin kapışı açılır... Oraya daldıktan sonra anlarsın ki o sırlar:
        - "O öyle Allahtır ki, kullarından gelen tövbeyi kabul eyler... Hatalardan geçer..." (42/25)
        Mealine gelen Ayet-i Kerimede saklıdır... Biraz daha ilerleyince merkeze varır ve :
        - "Allah, Gafur ve Rahim..." 73/20
        Cümle-i celilesiyle karşılaşırsın... Tevbe et... Hakka don... Sonra da duanı oku. îşte o zaman sırlar kapışırım sana açıldığım görürsün... Ve çeşitli müjdeler almaya başlarsın...
        Bundan sonra yapacağın ibadetlerde yardım almaya başlarsın... Ve onun sevgisine kavuşursun... Düşün ki o:
        - "Allah, tevbe edenleri sever... Pak ve temiz olanları dahi sever..." (2/222)
        Buyurmuştur... Bu haline uygun müjdeyi aldıktan sonra:
        - "Sen dilediğim aziz kılarsın..."(3/26)
        Ayetindeki manayı anlar; ona her an biraz daha yaklaşınaya başlarsın... Ve senin de, onun aziz kıldığı kimselerden biri olduğunu sezersin... Hamd eder ve o halden ayırmaması için, ona yalvarırsın.
        Korkma, yürü artık... istikbal sana açıktır... Çünkü, sen o kimselerdensin ki. onlar:
        - "Önce Rabbimiz Allah, dediler... Sonra istikamet sahibi oldular... Artık onları ne korku vardır; ne de hüzün.." (41/30)
        Mealini taşıyan Ayet-i Kerime ile anatılmıştır...
        Artık sen de o yüce müjdeyi alan kullardan oldun... Yani bir velî... Yani Allah'ın sevgili bir kulu...
        Bulduğun bu halin kıymetini bil... Mübarek olsun

 Ey Aziz,
        Geleceği yakındır o günün... îzzetini korumak bir bakıma sana bağlı... Hatalarını hatırla, düşün ve tedbirli ol... Hazırlığım şimdiden yap... Burayı bırakıp öte aleme gidince, fayda temin edeceğin kimseleri düşünüp kendini yersiz teselliyle avutma... Çünkü orada:- "O günkü dehşet içinde; kişi karısından, anasından, babasından ve çocuklarından kaçar." (80/34)Ayet-i Kerimesinin verdiği hüküm geçer... Herkes kendi derdine düşer...
        - Hani sen bize, dünyada iken sahib olurdun... Korurdun... Burada da yardım etsene...
        Gibi, yarı alaylı, yan ciddî sözlere muhatap olmamak için, herkes bir yere saklanmak ister... Kimi elini yüzüne kapatır. Kimi de kaçar... Kaçacak yer de yok... O da bnşka...
        Sen insanı, orada kaçmakla kurtulur mu sanırsın? Hayır kurtulamaz... Hesap verecek... Hakirden kıtmire kadar... ipek telinden urganına kadar... inceden ince-ye hesap verecek... Gizlisi ve aşikaresi sot'uincak...
        O ne muazzam hesap günüdür... Düşün o günü... Hatta o günün dehşetinden fitre... Çünkü, Allah-ü Teaala o günkü hesabı şöyle anlatır:
        - "İster içinizde gizlediğiniz olsun; isterse açığa vurduğunuz... Allah hepsiyle sîzi hesaba çekecek..." (2/284)
        Bu Ayet-i Kerimedeki derin manayı anlamaya çalış...
        Bu hesaptan ancak, burada imtihanını iyi verenler kurtulacak... însanhğına yarnşır bir şekilde hayatını idame ettirenler kurtulu Onun için sen, boş şeylerle meşgul olma... Öz varlığım koruyacak yollardan yürü...
        - "Şunlar var ya, hayvanlar gibidir..." (7/179)
        Ayet-i Kerimesiyle anlatılan zümreyo dahil olmayasın; sakın... Bunların avunduğu geçici zevklere dalmaktan kendini koru... Geçici, behimî hislerini tatmin için özünü kirletme... insanlığım yitirme...
        Allah-ü Teala'yı daima kendine yakın bil... Daima onun yüce varlığma kendini yakın bilmeye bak... Ve... murakabe halini hiç elden bırakma... Huzura var ve başım onun kuvveti ve kudreti önünde eğ... Düşün ki, Allah-ü Teala:
        - "Beni anınız ki. ben de sizi anayım..." (2/152)
        Buyurur... Bu ne şereftir... Daima Hak Taala'yı an ki, bu şerefe nail olabi-lesin... Böyle yaptığın takdirde, Allah-ü Taala'nın:
        - "O günde, birtakım yüzler vardır ki. parlak ve aydınlıktır... Rablanna nazar ederler..." (75/22)
        Çeklinde anlattığı kimselerden ola-sın...
        Kalbini parlatırsan, onu bu alemde de görebilirsin... Hakkın zikriyle kalbine cila çekmeye bak... Ve onun kıymetin! bil... Her türlü fenalıktan onu esirge... Çünkü onun hakkında şöyle bir kudsi hadîs vardır:- "Ben ne yere, ne de göğe sığdım; ama, mü'min kulunum kalbi beni aldı..."Sen böyle bir kalbe sahip olursan, daha ne istersin... Ve böyle bir kalbe sahip olmak için ne yapsan azdır... Hem de, hiç gibi bir az...
        Bu hali bulduktan sonra ereceğin nimetlerin sayışı yoktur... Onlara sayı yetmez... Rakamlar kafi gelmez...
        Bu kadar kıymetli şeyler nasıl bedava elde edilir... Elbette bir şeyi elde etmek için, o şeyin sanma yakışır bir şekilde gayret sarfetmek gerekir... Bu hakikat icabıdır ki; snna. Hakkın sanma yakışır bir şekilde kulluk düşer. Hiç olmazsa yapmaya çalış...
        Bu alemde hazırlığım tam yaparsan, öteki alemde her arzun yerine getirilir... Çünkü bu alem ekim yeridir... Orada bi-çilecek şeylerin tohumunu burada ekmek gerekir... Burada ekmeyen orada birşey biçemez... Burada ekim işini bitir, tamamla: -
        - "Orada her arzu ettiğiniz verilir... "Her arzu ettiğiniz önünüze gelir..." (14/31)
        Müjdesin! al... Bu müjdeyi burada alan kullar çok... Sen de onlardan biri olmaya bak...
        Kalbin de kendine göre kulağı var... Ama, onunla duyup işitmek, bu alemin maddi ve fani şeyleri değildir... O, ötelerden gelen, yüce ve ulvî kudretten gelen sesleri dinlemeye aşıktır...
        Ona o sesleri duyurmadan bir hayır iş tutacağım sanmayasın... Onun için ona arız olan kirleri temizlemeye bak... Onun kirlerim giderdiğin an bil ki, yücelerden
        gelen sesleri duyacaktır... Ve çağrılara uyacaktır :
        - "Bana dua ediniz; kabul ederim." (40/60)
        Mealinde buyuruîan, ilahî emir gereğince yalvarmaya başlar... Çünkü onun her türlü kirini giderdin.. Günah pasından temizledin...
        Artık yalvarmaya baslar... Haliyle Hak Tnala onun yalvarmasını, yakarma-sını duyar; boş bırakmaz...
        - "Allah, selam evine davet eder..."(10/25)
        Emri gereğince zatına davet eder... Bir gaflet uykusundasın... Hem de tamamen. Gafletin, dünya yüzünden mı oldu... O halde dinle... Bak Hak Teala anlatıyor :
        - "Dünya hayatı; anccik bir oyundan ve oyalanmadan ibarettir..." (47/36)
        Bu Ayet-i Kerime, dünyanın ne olduğunu anlatırken; sen hala ona dalıp gitmektesin... Ve ona sıkı sıkıya sarılmaktasın... Kendine göre mazursun; çünkü gafilsin...
        Niçin böylesin?... Allah seni burası için mi yarattı?... Yoksa öbür alem için mi yaratıldın?...
        Şunu kafi bil ki, sen öbür alemin malısın... Bu alem fanidir. Uyanık zatlar nazarında hiçtir...
        Buranın sıkmtısı ve meşakkati çoktur. Böyle sıkıntılı ve meşakkatli alemi neylersin?... Öteleri iste... Yüceleri arzula...
        Adımlarım atarken, Hak katında yüceleri arzu ederek at... Oradaki yüksek makamları istiyerek gez... Bu fani varlığı aşıp öteye varanlardan ol... Onlar ne büyük insanlardır; dinle... Onların tarifini Hak'tan dinle:
        - "Onlar SABİKUN'dur. Bilir misin SABÎKUN kime derler?..." (56/10)
        - "îşte onlar; serapa nimetlerle dolu NAÎM CENNET'inde yerleşmiş ve Hak yakınlığım bulmuş kimselerdir..." (56/11)
        Himmetim yüce tut ...Kişinin kıymeti; himmeti ve gayreti kadar olur... Bu düsturu unutma.
        îçten gayretin! tahrik et. Himmetin! tembel alıştırma... Yola girmemekte direnirse onu kamçıla... îlahî emirlerin kırbacıyla onu döv... Belki bu sayede kurtulursun... Ve yoluna ilahî lütuflar çıkar... Düşün ki, Cenab-ı Hak, yolunda olan kul-larına, lütfunu esirgemez... Kim onun yo-lunu tutsa, kat kat lütuf, ihsan yağdırır...
        Sen de onun yoluna girersen, sonra devam edersen, mutlaka sana da Hakkın ihsanı gelir... Ahirette elde edeceğin nimetlerin müjdesin! daha burada iken alırsın... Çünkü Allah-ü Teala:
        - "Kullanna lütfedendir..." (42/19) Bu sebeple :
        - "Onlara dünya hayatmda iken müjdeler gelir..." (10/64)
        Buyurur. Bu müjdeyi alan kullara katılmak, senin için ne büyük bir şeref...
        Sana düşen emirlerin gereğini yerine getirmektir... Hiç olmazsa, böyle birniyeti kaibde beslemek ve istikbal için geliştirmektir...
        îlahî emirleri eda etmeye, omuzlarına yüklenen vazifeleri tamamen yerine getirmeye niyetlen ve kendini o yola koy... Muvaffak olman için de Allah'a yalvar maya başla...
        îlk fırsatta kalb düşmanma karşı bir
        savaş aç... Sakın bu yolda nefsinden emir alma... Zaten, savaşacağın şeylerden biri de nefistir... O da kalbin en büyük düşmanı olduğuna göre, ondan ne gibi bir emir alabilirsin ki...Ona karşı harb açtıktan sonra, elin tetikte olsun... Ondan hiç emin olma. Zayıf anım yakaladığı dakikada, boynunu sıkar... Silahım çevirdiği an, seni kalbinden, can evinden vurur; öldürür...
        Seni mahvedecek kalb düşmanlarından biri de şeytandır.
        - "Muhakkak şeytan, insan için açıktan bir düşmandır..." (12/5)
        Buyrulurken, elbette o şeytanın düşmanlığım kabul etmen gerekir... Onun hilesi çoktur. Onunla baş edilmesi de hayli güçtür. Ama sakın azmin kırılmasın...
        Hiç korkma, Allah-ü Taala bir şeyin zararım haber verdikten sonra, ondan kurtuluş yollarım da haber verir... Çünkü o, hem alım; hem de kullanıla şefkatlidir. İlmi ve şefkati olan Rabbimizin gücü ve kuvveti de vardır... Sen onun yolunda olursan; nasıl sana, savaşacağın düşman için başarı yollarım öğretmez... Sen ki, en şerefli mahluksun; nasıl emrine asker vermez... Onun askeri mi yok dersin?... Halbuki :
        - "Yerin ve semaların askerleri onun emrindedir..." (48/4)
        Durum bu olunca, şeytandan nasıl korkarsın? Onunla savaşmaktan niçin kaçarsın?...
        Şu andan itibaren, sana düşen vazife, Hakka sığınmak... Ve... Ondan gelecek yardıma hak kazanmaktır... Onun yardımı sana geldikten sonra, şeytanın sana zfirnrı dokunmaz... Sonra, nefsin (uzağına düşmekten kurtulursun... Sakın nefsin şerrini az bilir... O da şeytan gibi, daima sana kötü yolları gösterir. Bunu da şu Ayet-i Kerime bize haber vermektedir:
        - "Muhakkak nefis, bütün gücüyle kötülüğü emreder ve benimsetmeye çalışır..." (12/53)
        Şeytanın ve nefsin durumlarım tes-bit eder, ona göre onlara karşı durursan kurtulursun... Aksi halde, ikisi bir olur;
        seni helak ederler...
        Ahireti düşün... Maddî bazlarla meşgul olma. Hiç bir şey yapamazsan günü belli bir zamanım, Allah'ın zikrine tahsis et... Böyle yapmak suretiyle, kalb gözünü açmaya bak... Böyle yap ve nelere ermiş olduğunu anla...
        Kalbinde sırların letaifi, rakamlar halinde, zuhur etmeye başlar... Kendini ittika sahibi kıl ki, ermişlerin erdiğinc sen de eresin... Düşün ki, Allah-ü Teala:
        - "AIlah'a karşı ittika sahibi olunuz ki, Allah size bilmediğinizi öğrete..." (2/ 282)
        Ayetiyle seni müjdeliyor... Ve takva sahibi olduktan sonra nelere ereceğin! de sana anlatıyor...
        Başta sisli vat.'ınmı hatırhırsın... Hu hun, ezelde uçup gezdiği yerler göz önüne gelir; öbür alemi sevmeye başlarsın... Bu alemin' ötesindeki varlık alemim anlarsın... Yapacağın her ibadeti zevkle, şevkle yapmaya başlarsın; çünkü gerçeği sezdin...
        - "Rabbın yoluna itirazsız gir..." (16/69)
        Ayetindeki gizli sır sana çözülür... Bu sır, içinde çözüldükten sonra, sana iki kanat verilir; o kanadın biri aşk, öbürü de şevk olur... Ruhun onlarla uçar...
        Ruhun uçup gezdiği o yerlerden üns meyveleri sana gelir... O üns meyvelerim tattıktan sonra, bu alemin hiçliğini anlarsın... Ve :
        - "Her meyveden ye..." (16/69) Emrini alır, hür olursun... Artık bundan sonra; sana ne korku, ne de hüzün...
        Nefsinde zulmet kirleri kalmaz artık... Ama bu halini senden başkası bilemez... îçinde yaşadığın alemi yalnız sen bilirsin... Her halin açıktır; ama anlayan olmaz... Bu duruma sen de şaşarsın, îçinden :
        - "Allahım, sen geceyi gündüzc katarsın..." (3/27)
        Demeye başlarsın... Sır aynanda, çeşitli tecelli nurları parıldamaya başlar... Bu tecelli nurları sayesinde, azönce hayretler içinde kalıp söylediğin cümledeki sırları çözersin... Kalb bahçene rahmet yağmurlan yağmaya başlar. Çünkü orası; Hak Ta-ala'nın her türlü rahmet tecellisine nail olmaya hak kazanmıştır... Ve Allah-ü Teala'nın mealen arz edeceğimiz şu Ayet-i Kerimedeki şeref madalyasını kazanmıştır:
        - "Biz semadan mübarek su indirdik. Onunla bahçelerin çeşitli bîtkilerini meydana getirdik... Ve harman edilen cinsten hububat bitirdik..." (50/9)
        Böyle bir rahmete eren kalb bahçeleri n'olur bilir misin?... Bilmem ki, onu anlatabilmek için, zahirde verilecek bir misal bulunur mu?... Olsa olsa bir îrem Bağları olur... Ama o da, bu ilahî güzellik karşısında hiç kalır... îrem Bağları da ne?...
        Kalb bahçen ancak bu hali aldıktan sonradır ki:
        -- "Biz o rahmet suyuyla ölü bir beldeyi dirilttik..." (50/11)
        Cümlesinin nelere işaret ettiğini çözersin...
        - "Bugün senin için perdeler aralandı... Biz açtık. Gözlerin de keskin görür..." (50/22)
        Cümlesi sana gelmiştir. Kalbinde zulmet kalmadı. Bu sebepler nur alemini rahatça görebilirsin...
        Artık herşey'sana ayan beyan... Ne gaflet kalmıştır; ne de cehalet... Hepsi geçmişte cereyan eden birer hadise halini alır... Şimdi onlar çok ötede... Ve sen... Evet sen, vuslat alemindesin... Orada tam bir müşahedeye dalar; nura gark olur gidersin... Bazan, müşahede denizinden çıkar; istiğna denizine dalarsın...
        - "Çünkü Allah bütün alemlere karşı bir istiğna sahibidir...'" (3/97)
        Sen de onun bir kulusun. Seni o istiğna alomine alır... îşte o zaman, zatından başkasına ihtiyaç duymaz olursun...
        Orada halinden emin olan yoktur... Bir yandan bakarsın ki, vuslat olmuş...
        - Tamam...
        Demeye getirirsin... Ama hemen kar şına:
        - "Allah'ın mekrinden emin mi oldular?..." (7/99)
        Emri çıkar... Susarsın... Seni bir heybet hali sarar ...Bir ara ümidin kırılır gibi olur. Meyus olursun... Ama, sen senin olmadığım bilmelisin... Bu hal içinde şaşkın dururken ağzından, kendiliğinden:
        - Runa bir çare Allahım... Cümlesi dökülür... Ve o anda kalbine şu ilahi hitap gelir :
        - "Allah'ın rahmetinden ümid kesmeyiniz." (12/87)
        Bu emir, sonra latif bir rüzgar gibi çevrende esmeye başlar... O estikçe seni bir şevk sarar... Kendini Hakkın güzellik ve yücelik bahçesinde bulursun... Oranın güzelliğine hayran olur, bülbül gibi firakli firkli ötmeye başlarsın... ilahî nağmeler terennüm ederek, bir gül dalından öbürü n e konarsın...
        Ve... sana öte alemlerden biri ilahî koku gelecek... Etrafına bakınacak; acaba bu nereden geldi? diyeceksin... Bazan dilin kayacak; tıpkı Yakup Peygamber gibi:
        -- "İhtiyarlığıma hamicdip, bunadığımı demezseniz, Yusuf'umun kokusunu alıyorum..." (12/94)
        Dersin... Ah bir içinde saklayabilsen... Ama nasıl saklayabilirsin ki... Sonra elinde mi?...
        Sözünde haklısın Gerçekten aldığın koku, ötelerden sana bir müjdeci gibi gelmektedir... Fakat büyük bir ihtimalle çevresindekiler :
        - "Sen hala eski şaskınlığındasm..." (12/95)
        Diyecekler... Çünkü aynı sözleri çok söyledin. Onlar sadece dinledi... Hiçbir tad alamadıkları için, seni ayıpladılar...
        Sen hiç üzülme... Zaten üzülmen de mümkün değil... Çünkü hakikaten bulacağım bulmuş sayılırsın.'.. Eğer nasipleri varsa, gün gelecek; hakikati onlar da anlayacak...
        - "Onu yüzüne sürünce gözleri açıldı." (12/96)
        Cümlesindeki hakikati elbet istidatları varsa anlayacaklar... O zaman onlar sana yalvaracaklar ve şöyle diyecekler:
        - "Biz hata ettik... Sözümüzde yanıldık... Bizim için Allah'tan bağış dile..." (12/91)
        Çevrendeki şaşkınların sözüne aldırış etme... Onlar mutlaka önünde baş eğecektir. Yeter ki, sen, özüne ilahî varlıktan bir kırıntı olsun, yerleştirmesin! hilesin... îşte o zaman elbette sana şöyle diyecekler :
        - "Allah'a kasem ederiz ki, Allah. seni bizden üstün kıldı..." (12/91)
        O rahmet denizine daldıktan sonra elde ettiğin herşey; teker teker, birer hazinedir... Anlattıklanmız, o daldığın denizin bir damlası dahi sayılmaz...
        Rüya tabiri ilmi dahil, bütün bilgilerin hazine anahtarı sana teslim edilir... O zaman kim ne derse desin, sen kendini bilirsin... Artık haline aşinasın... Beka makamına erdiğin için, halinden memnun insanların tavrım takınırsın... Artık başka isteyeceğin bir şey de olmadığı için şu duayı yapmaya başlarsın :
        - "Rabbim, bana mülk verdin... Bana rüyaların tabirim de bellettin... Yerin ve semaların yaratacısı sensin... Dünya ve ahirette benîm de sahibim sensin... Beni müslüman oîarak oldur... Ve beni salihlere kat..." (12/101)
        Cenab-ı Hak cümlemize işin sözünü değil, halini nasib eylesin... Çünkü bu yolda söz değil hal ararlar... Çünkü bu yolda nice yolcular, işi sözle bitirmek istediği için helak oldular... Allah korusun. Amin!...

 Ey Aziz.
        Bu mektup, sana daha başka şeyler anlatacak... Seni amele ve cihada teşvik edecek... Oku, anla ve gereğini yapmaya gayret et...
        Talib ol... Günleri boşa geçirme... Daima, aradığın bir şey olsun... Taleb eden mutlaka bulur... Ama, yollanır
        Taleb gümüşünü:
        - "O kimseler ki, uğrumuzda cihad ederler." (29/69)
        Mealindeki Ayet-i Kerimenin potasında eritmeye bak...
        Sanır mısın ki; eline çalışmadan bir şeyler geçer... Ahlakî bir disiplin yolunu tutmadan, aradığını bulmaya nasıl kalkarsın ve nasıl ermeyi düşünürsün...
        Talib olacaksın; fakat bu taleb işinde pek fazla ileri de gitmeyeceksin.. Çünkü aşırı talepler çoğu zaman karşılıksız kalır... Bilhassa Hak Teala'yı taleb işinde dikkatli olmalısın... Onun çizdiği hududu aşmaya kalkmayasın... Sonra aradığını bulamayacağın gibi; elde ettiklerini de kaybedersin. Bilhassa zat-ı ilahî için :
        - "Allah, zatı için; dikkatinizi çeker..." (3/28)
        Buyurulurki; zaL ı ilahi hakkında ulu orta laf etmemeyi ve ona dair fikir serdetmeye girişmemeyi emreder.
        îşte talep sınırını burada çizmen gerek... Oraya varmak için yoluna devam et... Fakat ondan sonrası için, bir talebin olmasın... Sadece bekle... Yol açılırsa, yürü... Yoksa, yine bekle... yine bekle... Ama, bu bekleyiş seni usandırmasın...
        îçten talebini devam ettirir. Fakat anlatılan şekilde olsun... Öyle olursa talebin halis olur... Taleb gümüşün kendiliğinden erir ve ona;
        - "Yollarıızı onlara açarız..." (29/ 69)
        Müjdesi gereğince padişahın tuğrası vurulur... Bu tuğra; ancak talebini anlatılan şekilde devam ettirenleredir. Onlara katılmak ve onlar gibi talih olmak ve bu tuğrayı almak ne saadet...
        Bu saadete eren talibin talebi kıymet bulur... Dünyalık mallar, onun karşısın-da değersizdir. Onu satacak pazar bulunmaz...
        Ancak onun, değeri bulunup satılacağı pazar, şu pazardır:
        - "Allah mü'minlerle alış veriş yaptı. Nefislerim aldı... Mallarım aldı... Ve... bu aldıklanna karşılık, cenneti verdi..."
        (9/111)
        Bu pazarda taleb asıl değerini bulur. Taleb gider karşılığında büyük bir meblağ gelir... Artık bu meblağ o talibin bir sermayesi olur...
        Anlatılanları yaparsan, sen de o sermayeyi bulursun. Yolun inşaallah Hak yolu olur... Ve :
        - "Ayık olunuz. Halis din Allah'a apanr..." (39/3)
        Mealim taşıyan Ayet-i Kerimenin manasım artık anlarsın... Halis olmaya bak. Her elde edeceğin iyi şey, mutlaka ihlasla olacaktır; iyi bilesin... Şunu da unutma ki, gerçekten ihlas sahiplerini azim tehlikeler bekler. Onları kolay atlatmak, bu yolun yolcusunda bulunması gereken aşka bağlıdır... Sen de, bu yolda aşka dalarsan, bu ihlas sahiplerim bekleyen tehlikelerin sırrı sana çözülür... Önünde çözülür; seyredersin...
        Aşkı bul, şevk ehli ol... îhlası bul... Bunları bulduğun zaman:- "Allah, sinesini ÎSLAM'a açtığı kimseyi mi soruyorsun... O, Rabbından gelen nurla yoluna devam eder..." (39/22)
        Ayet-i Kerimesinde belirtilen ihsan kucağı sana da açılır... Zikri geçen Ayet-i Kerimenin nuru yolunu aydınlatır...
        Sen aşkı ve şevki bulmaya bak... Bunları bulduktan sonra, sana ne ihsanlar gelir; ne ihsanlar. Rabbımız kerem sahibidir; sineni açar ve:
        - "Bana dua ediniz; duanızı lehinize olacak bir şekilde kabul ederim..." (40/ 60)
        Ayet-i Celilesi gereğince kalbini harekete getirir... Ona, yani Allah-ü Teala'ya bol dua etmeye, yalvarmaya, yakarmaya başlarsın... Bu yalvarma ve yakarmanın karşılığını da mutlaka alırısın.
        En mühimi ilahî lütuf ve keremi bulmaktır... Onu bulduktan sonra manevi derecen yükselir... Dünyanın maddî ve fani şeyleri, gözünden Ve gönlünden düşer... Hakikati artık anlamış ve bilmiş olursun... Böyle olduktan sonra, anladığını ve bildiğini başkalarına da anlatman gerekli olur. Bir nevi irşad makamma geçersin... O zaman sana:
        - "Söyle..." (4/77)
        Denir... Söyle yalan mı... Bu emir karşısında titremeye başlarsın... Fakat tehdid olmadığını anlar; sakinleşirsin... Ancak kendinde pek konuşacak takat bulamaz bir halde iken :
        - "Dünyanın metal azdır..." (4/77)
        Fermanı imdadına yetişir... Zaten kalbinden silinen fani şeyler, biraz daha silinir... iyice, kökü kazınır...
        Artık bu fani şeylerin değil, ötelerin yücelerin malı olursun... Fakat onun için bir işaret göremeyince üzülürken, yine sana kerem dili çözülür ve :
        - "Ahiretinki elbette hayırlıdır..." (4/77)
        Cümle-i celilesi ile gönlünü açar... Böylece, fani şeyleri kalbinden attıktan sonra, oraya neyin dolacağım anlamış olursun...
        Bu iş lafla olmaz ki, bu da ayrı bir hakikattir. Elbette, kaibden dünyanın gidip, yerine ahiretin gelişi; zahirde bilinen geliş gidişler gibi görünmez... O bir haldir... Halin de ancak zahirde alametleri vardır.
        îşte sen de bu alametleri araştırırken :
        - "Bu. ittika sahiplenme olacaktır..." (4/77)
        Cümlesi bir kurtarıcı gibi karşına çıkar... Kendi kendine:
        - Demek ki, dünya metaını az gören, ahireti ondan üstün ve hayırlı bulan zatlar, ittika sahibi olan zatlarmış...
        Dersin... îşin hakikatim anlamış olursun artık... Dünya sevgisin!, ebedî kalbinden atar; yerine ahiret sevgisin! koyarsın. .. Bu sevgiyi muhafaza için de; ittikayı kalb kapma bekçi yaparsın^ Sonra:
        - Allahım, beni ittikadan ayırma... Dünya hırsı kalbime girmesin...
        Diyerekten de yalvarırsın... Ve her daima ittika halini gözetmeye başlarsın... îttika halinin devamım gördükçe, duanın da kabul olduğunu anlarsın... Ve... Sevinirsin...
        Ve... bilirsin ki, yapılan dualara mutlaka icabet olur... Ne var ki, herkese bilinen yoldan icabet olmaz... Ancak; içini temizleyenler, özünü Hakka yakın edenler duanın ne şekilde ve ne zaman kabul olduğunu anlar... Misal olaraktan c'a kendi halini ele alabilirsin...
        Artık sana bir başka rüzgarlar esme-ye başlar. Ne yandan bilir misin;
        - "Biz ona şah damanndan daha yakınız..." (50/16)
        Canibinden... Bu rüzgarın estiğim duyan kalb ağacm dalları oynamaya başlar... O rüzgarlar estikçe, yaprakları birbirine değer ve tatlı tatlı nağmeler çıkarır. ..
        Belki de o yaprakların işe yaramayanı yavaş yavaş, ahenkli bir şekilde dökülmeye başlar ki; o zaman, senin için bir sonbahar havası esiyor demektir.
        Bu hal aleminde, artık ilkbaharla karışık bir güz başlamış demektir. Orası; yazı güzüne, güzü yazma karışık bir alemdir... Çok hizmetli işlerin olduğu bir bahçedir... Sakın onlara dahp yolundan olma... Hiç biriyle ilgilenme:
        - "Allah, de; öteyi bırak..." (6/91) Sen böyle diyebildiğin an, rüzgarlar
        sert esmeye başlar ve seni fani eşyadan
        soyar... Ağyardan ayırır...
        Orası bir başka alemdir... Ve orada:
        - "Allah'dan başka bir ilah çağırmaya kalkma!..." (28/88)
        Emrinden başka bir emrin gereği yapılamaz...
        Orası ne daimî bir ilkbahardır; ne de sonbahar. Orası; an bean tecellilerle değişen bir havaya sahiptir... Herkes kabi-liyetine göre bir hava teneffüs eder; kimi ilkbahar, kimi de sonbahar... Kimi de kış... Şayet sen, benliğim yitirir, senliğin! bu-lursan, daima bir ilkbahar havası teneffüs edersin...
        Sakın; bu havayı herkesin teneffüs edeceğin! sanmayasm... O hava, yalnız:
        - "Onlara, taa ezelden katamızda iyilikler yazılmıştır..." (21/101)
        Cümlesinin tefsirinde kimlikleri gizli zatlara mahsustur... Bu Ayet-i Kerime, aynı zamanda kendini bilenlere bir müjdedir...
        Sakın; kendi kendine, benim de istidadım var mı yok mu diye üzülme... Lüzumsuz ve faydasız yollar nramaya knik-ma... Hemen kendini ölçüyo vur; Hak yo lunda devamlıysan istidadın var demektir... Şayet istidadın yoksa, aramak da ak-lına gelmez; sormak da...
        O istidada sahip olduğunu anladıktan sonra, beklemeyi öğren... O beklediğin alemde, ilahî ve kudsî bir rahmet yağmu-runa tutuîursan, sakın; usanıp kaçmaya-sın... Islansan da, çevren göl de olsa kaçma... Dür ve bekle... Çünkü o; dilediği zaman :
        - "Kimi arzu ediyorsa onu zatına seçer..." (-12/13)
        Şunu da akhnda fut ki, seçmeden evvel dener. Başarı kazandığın takdirde, ilahî kudret bir bulut şeklinde seni
        apiar; ötelere... çok ötelere... ötelerin de otesine çeker götürür...
        Düşün bir kere içinde bulunduğun alemin güzelliğim... ilkbahar... Feyiz bulutları... Ve nihayet fazilet yağmuru... Bunların hepsi senin özünde olmakta ve senin için olmaktadır... Nerede cereyan ediyor bu işler, biliyor musun?...
        - Kalbinde...
        Dersek hiç şaşma... Çünkü sen, yalnız kalbinden ibaret sin... Sakın kalb denince, maddi hayatın dcvamına sebep olan, sinendeki o et parçasını hemen aklına getirme... Bizim anlatmak istediğimiz kalb, bir başka kaibdir... Yeri gelince onu da uzun uzun anlatacağız... Asıl bizim anlattığımız kalb, sana:
        - însan...
        Dedirten kaibdir... Ve sana:
        - Adem...
        Dedirten kaibdir...- "Biz ona katnnızdan ilim öğrettik..." (18/65)
        Artık haller halim buldun... Ağaçların yeşillenmeye ve dal budak salmaya başlar... Bunların vereceği yemiş, sadece içinde kalmaz... Çünkü sen cimri olamazsın... Sen o kimselerdensin ki; onlar hakkında Allah-ü Taala'nın:
        - '"Muhakkak Allah'ın rahmeti, dış aleme muhsinlerden gelir..." (7/56)
        Ayetiyle anlattığı muhsinler şafuldasın...
        Bu halleri yaşadıktan sonra, kendini bir sır aleminde bil... Oranın uçsuz, bucaksız vadileri ve akar ırmakları var... Vuslat pınarları orada çok tatlı akar... Bu alemde olduğun için nasıl olsa her zaman içerim, diye bir düşünceye kapılma... Çünkü oradan:
        - "Öyle bir göze ki... Yakınlığı kazananlar, yani MUKARREBUN olanlar içer..." (83/28).
        Başkalan içemez... Sen de içmek di-liyorsan, MUKARREI3UN zümresinden olmaya bak...
        Anlatılan halleri elde etmek için; biraz gözyaşı akıtmak icab eder... Yalvarmak, yakarmak gerekir... Hatalar, için istiğfar etmek ise, baş şarttır; bilmek gerekir... Bunlar birer ilahî hibedir... O hibeye ehil olmak için, gözyaşlarıyla, sineyi pak etmekten gayri çare yoktur...
        Sakın yaptığın ibadetine, falan da güvenme... Çünkü bu:
        - "Allah'ın fazlıdır; dilediğine ihsan eyler..." (5/54)
        - Ben hak kazandım; verilmemesi zulümdür.
        Gibi yersiz bir laf etmeye kalkanlar, hava alır. Hele bu aleme kadar gelenler... böyle bir şeyi düşündüler mi, derhal kapı dışarı edilirler... Allah saklasın...
        Allah'ın o fazlına erenlere müjdeler olsun... Mübarek olsun halleri... Çünkü on l ara:
        - "Korkmayınız... Artık mahzun da olmayınız... Size müjdeler olsun... işte size vaad olunduğunuz cennet..." (41/30) Duyurulan, ilahî bir fermandır... Artık, geçmiş geçip gitti. Gelecek şimdiki hallerinden daha iyi olacak... Niçin daha iyi olmasın ki:
        - "Allah onlardan razı; onlar da Allah'tan razı ve memnun..." (5/119)
        Beraetini aldıktan sonra... peşinden
        şu emir:
        - "Yiyiniz, içiniz... Hem de rahat... rahat... Bunlar amellerinize karşı mükafattır..." (52/19)
        Bu nimetler daha bu alemde iken kazanılır... Allah'a yalvaralım; bize de nasib eylesin...
        Allahım, bize de nasib eyle. Amin...

    Ey Aziz,
        Cenab-ı Hakkm aziz kıldığı ve birçok ilahî nimetlere erme şerefine nail eylediği kimse...
        Bilesin ki...
        - "Allah-ü Teala, dilediğine hidayet eder ve zatı nuruna ulaştınr." (24/35)
        Yukandaki cümle bir Ayet-i Kerime mealidir. Bir feyz kaynağıdır. O feyz bulutlarmdan; şahud şimşekleri çaktığı zamanı düşün... Neler olacağım tahmin eyle ve :
        - "Allah rahmetim dilediğine tahsis eder." (3/74)
        Mealindeki yüce kelamın yapacağı inayet sayesinde, vuslat rüzgarlarının daima başında döndüğünü de düşün... Anlamaya çalış... Ve neler olabileceğini anlatacağız, dinle...
        îşte o zaman; kalb sahasında üns reyhanları kokmaya başlar... Ve o reyhanlar; bir cennet bahçedeki gibi, boylandık-ça boylanır ve etrafa kokular saçmaya başlar... Ve o bahçede :
        - "Ey Yusüf'e olan hasretim." (12/ 84)
        Nağmeleri ile şevk bülbülleri ötme-ye başlar... Ve sırlar aleminde; iştiyak şuleleri panidamaya başlar...
        Artık efkar kuşları? azamet fezasında kanatlanır... Ve çevikliğin son haddiyle uçmaya başlarlar...
        Bunlara marifet hali ve marifet alemi adı verilir... Bu alem uçsuz bucaksız vadilerle doludur. Orada; üstün akla sahip olanlar dahi yolunu bulup, devam edemez... Şaşırır... Sonra orada öyle korkulu haller tecelli eder ki...
        Bir bakarsın; yüce bir heybet eli kalkmış; basında bekliyor... Tepene ha indi; ha inecek... Bu manzara karşısında; kavrayışın temelinden sarsılır...
        Sonra bakarsın ki, başka bir alem başlamış... Perdelerin ötesinden sesler yükseliyor... Hem de heybetli sesler... Ona kulak mı dayanır ki?... Ve derin manasını sezende yürek mi kalır ki?... Tahayyül et:
        - Gerçek manasıyla Allah'ı takdir edemediler..." (6/91)
        Mealindeki yüce manaya hangi kulak dayanır? Bu yumuşatılmış mana ya doğrudan doğruya, seni muhatab alsaydı; ne yapardın o zaman?... O anda can vermez miydin?...
        Bu mana denizi çok engindir... Orada azimet sefineleri yüzer... îçinde ise; Hak yolcuları... Onlar için, ne dalganın önemi vardır; ne de çeşitli deniz tehlikelerinin... Sakın o yolcuları taşıyan sefineleri küçük sanmayasın...
        îşte onun tarifi:
        - "O sefineler; dağlar gibi. dalgalar arasından süzülür gider... O, yolcuları çeker; götürür." (11/42)
        Ve bu yüce manalar taşıyan cümle; aynı zamanda o yolcuların sefine yelidir... Yelkenlerini iter.
        Düşün... Bir daha... bir daha düşün...
        - "Onlar Allah'ı; Allah da onları sever..." (5/54)
        Bu Ayet-i Kerimenin delalet ettiği derin manayı düşün... O mana engin bir denizdir... Ve bu denizin adı; aşk denizidir. Mahabbet, sevgi denizidir. Mahabbet ehli, bu denizde yelkenlisin! açar... Ötelere doğru yol almaya başlar... Yelkenli sefi-nelerinin; bir sağa, bir sola yatması, onları korkutmaz... Dalgalar onlan yoldan alamaz...
        Dağlar gibi dalgalar gelir; onları altı-na almak ister... Fakat inayet-i Hak onları korur. Onlar da bunu bilir. Yine de yalvarmadan edemezler; herbiri:
        - "Ya Rabbi, beni mübarek bir menzile indir. Çünkü menzil sahiplerinin hayırlısı sensin..." (21/101)
        Diyerek yalvarmaya 'başlar... Bu menzil ne olabilir ki?... Lika ve
        Hazret-i Hakka yakınlıktan başka..,. Ne
        var ki, her yerde olduğu gibi burada da
        istidadlar konuşur...
        Yalvarırlar... Yakanrırlar... Ama:
        - "O kimseler ki, haklannda tarafımızdan iyilik fermanı çıkmıştır..." (21/ 101)
        Cümlesindeki manadan o başka elde bir şey yoktur... O yolda kaybolan canları kim arar ki?... Kesilen başları kim sorabilir ki... Yalnız, kurtulması mukadder olanlar kurtulur... Çünkü ezelî istidad öyle gelmiştir...
        Deniz kabarsın; dalgalar, o aşk yolcularını içine alsın isterse... Hak ezelde kurtulmasını dilemişse; bir an içinde onları:
        - "Cudî..." (11/44)
        Dağına salimen indirir...
        Artık onlara Rahmanın cezbelerin-den bir cezbe gelmiştir... Ellerinden tutmuş :
        - "Doğruluk makamı..." (54/55) Tabir edilen yere çekmiştir...
        Bu makam, ezelî istidada göre lütuf ve ihsanların yağdığı bir makamdır...
        Makam bir değil, bir çoktur. Her makamı aşıp öbürüne geçmek için arada;
        şahsa göre değişen bir veya birkaç durak olur... Aslında tek olarak bilinen ama aşılması oldukça zor bir durak var ki,
        hepsinin mutlaka uğrayacağı bir duraktır... îşte o durak:
        - "Ben, sizin Rabınız değil miyim?..." (7/172)
        Mealindeki cümlede gizlidir... Bu durağı aşanın artık yolu, vuslat alemine doğru uzar... Buraya kadar gelebilen isti-dadlı olsa gerek... Bunu o yolcular da anlar; neşe ve şadlık içinde mest olurlar... Hayran olurlar...
        Sonra onlara ilahî nimet sofraları serilir. O sofralardan bol bol nasib alırlar... Çünkü o nimetler:
        - "O kimseleredir ki; onlar ihsan ettiler. .. Sonra bunlar için HÜSNA ve ZÎYADE'si vardır." (10/26)
        Ayet-i Kerimesiyle tarif edilmektedir... Burada, HÜSNA'yı tümden nimetler; ZÎYADE'yi ise, lika-i ilahî olarak anlatabiliriz...
        Hakka vasıl olmak isteyen herkes, bahsi geçen dalgalı ve engin denizleri aşmak zorundadır. Onları aşıp, Hakka varmak için, bu yolda insana tek şey lazımdır: AŞK... Bu olduktan sonra korkma... Her denizi, deryayı aşarsın... Ummanlar önünde bir hendek kadar uf alır... Dağlar ve ovalar sana bir adımlık yol olur...
        Her yolcuyu bu yolda aşk yürütür... Aşk bu yolda Hak erlerine bir ateş... Bu ateş, onların herdem içim yakar kavurur... Yansın... Yanana su mu esirgenir; hastaya tabib mi gelmez ki?... Hele bir de; yanan Hak aşıkının kalbi, hasta olan da onun gönlü olursa... îşte böyle olanların içi yandıkça, aşk şarabı imdatlarına yetişir... Aşk şarabından başka onların ateşini ne söndürebilirdi ki, zaten...
        Onlara aşk şarabı getiren kadehin adı; KÜRBÎYET'tir... VÎSAL camıdır... Yakınlık camı ve visal kadehi... Ne güzel ve ne ulvî şey...
        O anda onları, huri misal sakiler dolanır. .. Allah aşkıyla içi yananın özüne birşeyler boşaltır... Yani AŞK ŞARABI... Onlar, verene hiç bakmaz; içer, içer hiç kanmazlar... Nasıl kansınlar, çünkü:
        - "Onlara; Rabları. pak şarabı içirdi..." (76/21)
        O ne ŞARAB'dır... îçilirken visal olursa... Ve sakisi ALLAH... onun şanı, çoktan da çok yücedir...
        Artık onlar, ereceklerine ermişlerdir... Bulacaklarım da bulmuşlardır. Bilmem daha ne bulmaları istenir ki... Onu bulmayan niçin durur ki. Onu bulan da neden mahrum olur ki...
        Son yolculuk durağı orasıdır. Oraya vasılolduktan sonra, sonsuz ve ebedî mülk ve devleti bulurlar...
        ışte onların erdiği alemi anlatan Ayet-i Kerime:
        - "Baksan... Sonra dönüp yine baksan... Ne görebilirsin ki?... Nimet ve büyük bir saltanattan başka..." (76/20)
        Bu varı yitirmek ne güzeldir... Çünkü bu yolda yitirilen varlığın karşılığı Hakkın visalidir... Cenab-ı Hak cümlemize bu varlıktan soyunmayı ve vuslatı nasib eylesin... Amin!...

ABDULKADİR GEYLANİ(K.S)

ŞEYH SEYYİD, ŞERİF ABDÜLKADİR GEYLANİ (K.S.) HZ.LERİ'NİN BABA TARAFI SOY ŞECERESİ

01. Hz İmam-ı Ali [Necef]

02. Oğlu Seyyıd İmam-ı Hasan [Medine]

03. Oğlu Şerif Hasan-ül Müsenna (Şeyh Hasan Şazili ceddi)

04. Oğlu Şerif Abdullah Muhid

05. Oğlu Şerıf Musa El Cevni

06. Oğlu Şerif Abdullah Sani

07. Oğlu Musa Sani

08. Oğlu Şerif Davud

09. Oğlu Şerif Muhammed

10. Oğlu Şerif Yahya

11. Oğlu Şerif Ebu Salih Cengi

12. Oğlu Şerif Abdülkadir-i Geylani

 

ŞEYH SEYYİD, ŞERİF ABDÜLKADİR-İ GEYLANİ (K.S.) HZ.LERİ'NİN ANNE TARAFI SOY ŞECERESİ

01. Hz İmam-ı Ali [Necef]

02. Oğlu Seyyid İmam-ı Hüseyin [Kerbela]

03. Oğlu Seyyid İmam-ı Zeynelabidin [Medine]

04. Oğlu Seyyid İmam-ı Muhammed Bakır [Medıne]

05. Oğlu Seyyid İmam-ı Cafer-i Sadık [Medine]

06. Oğlu Seyyid İmam-ı Musa-i Kazım [Bağdat]

07. Oğlu Seyyid İmam-ı Ali Rıza [Meşhed]

08. Oğlu Şeyh Seyyıd Ca’fer-i Sani

09. Oğlu Şeyh Seyyid Musa

10. Oğlu Şeyh Seyyid Kemaleddin

11. Oğlu Şeyh Seyyid Abdullah

12. Oğlu Şeyh Seyyid Mahmud

13. Oğlu Şeyh Seyyıd Cemaleddin

14. Oğlu Şeyh Şeyyid Abdullah

15. Kızı Seyyide Fatıma

16. Oğlu Şeyh Seyyid Abdülkadir-i Geylani

(Allah hepsinden razı ve memnun olsun.. Cümlesinin ruhuna FATİHA...)

 

Seyyid Abdulkadir-i Geylani (ks) Hz.leri kerametler sarayının eşsiz sultanı Zahir ve Batın ilimlerinin dipsiz denizi, gönlü eşsiz incilerle dolu hak kahramanı, iç gözlerine İlahi Nurun sürmesi çekilen Gavsu's Samedani, büyük İslam Alimlerinden ve evliyanın en meşhurlarından. Asıl adı "Muhyiddin". Künyesi: "Ebu Muhammed"dir. "Gavsul Azam", "Kutb-i Rabbani", "Sultan-ül Evliya", "Kutb-i A'zam", "Baz-ül Eşheb" gibi lakabları vardır. Neseb yönünden de sonsuzluk nebisine ulaşan nur neslinden doğumu ve doğduğu mübarek yer Hazer denizinin güneyinde, İran'ın Geylan kasabasının (Nif isimli köyünde) Hicreti Nebeviyye'nin 470. (M. 1077) senesinde, dünya bahçesine teşrif ettiler.

"İnne Biiznil-lahi Sultan-ür-rical. Cae fi Aşkin, teveffa fi kemalin."

"Şüphesiz ki, insanların sultanı "aşk" ile geldi. "Kemal" ile vefat etti" manasına gelen beyitte: "Aşk" kelimesi ile Ebced hesabına göre (470) doğum tarihi ve "Kemal" kelimesi İle de 91 sene olan ömrüne işaret edilmiştir. Doğumlarından önce nice harikulade haller meydana geldi. Nasıl mı? Şöyle...

Hicri 470.nci yılı Ramazan ayının birinci gecesiydi. Babası Seyyid Ebu Salih yatağına uzanmış yatıyordu. Bir müddet sonra rüya aleminin kapısı kendine açıldı. Önüne tarifi imkansız bir yer çıktı. Orada Nebiler Nebisi (S.A.V), Sahabe-i Güzin ve bütün veliler toplanmıştı. Varlığın sebebi olan Cenabı Peygamber (S.A.V) Seyyid Salih'e: "Ya Ebu Salih! Ey benim evladım! Ne saadet sana ki, her şeye gücü yeten, her yerde hükmünü yürüten Yüce Allah (CC.) Hz.leri sana bu gece bir erkek evlad ihsan eyledi. Öyle bir evlad ki, müstesna bir varlık, rütbe ve derecesi bütün velilerin üstündedir. O benim evladımdır ve soyumdandır. O'nun derecesi ve şanı başkalarından çok üstün ve yüksek olacak" buyurarak müjdeledi.

Sabah olur olmaz Seyyid Salih yatağından fırladı. Gönlü gözü sevinç ve sürurla dolmuştu. İşte o gün Seyyid Abdülkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri dünyaya teşrif etmişlerdi. Seyyid Salih her tarafından nurlar ve ışıklar çağlayan bu müstesna bebeği kucağına alıp dakikalarca kokladı ve sevdi. Gerçekten de o aşk ile geldi ve aşk ile ömür sürdü. Ömür nefeslerinin incilerini gökyüzününün aydın güneşi gibi pırıldattı. 91 senelik ömründe hep ilahi aşk ile yandı. Gece gündüz Kabe mumu gibi ışıklar saçtı. Annesi Fatıma binti Ebu Abdullah Seyyidedir. Geylan kasabasının büyük şeyh ve zahidlerinden biriydi.

Hz. Pir Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.lerinin babası Hz. İmam-ı Hasan (ra) Hz.leri'nin oğlu olan Hasen-i Müsenna'nın oğlu Abdullah'ın soyundandır. Bu Abdullah'ın annesi, Hz, İmamı Hüseyin (ra.Hz.)leri'nin kızı Fatımadır. Hem baba tarafından, hem de ana tarafından Peygamberimizin (SAV) Efendimizin soyundan olup, hem Şerif hem Seyyiddir. Annesi ve babası evliya idiler.

Abdulkadir-i Geylani (ks) Hz.leri fıkıh ve hadis ilimlerinden müctehid idi. Tasavvufta ise yüksek bir evliya ve mürşidi kamillerin en başta gelenlerindendir. Annesi şöyle anlatmıştır: "Oğlum Abdulkadir doğduğunda, Ramazanı Şerif başlamıştı. Birinci gün, imsak vaktinden güneş batıncaya kadar süt emmedi. Bu hali diğer günlerde de devam etti. Ramazanı Şerif boyunca gündüzleri hiç süt emmedi. Anladım ki, Ramazanı Şerife hürmet ediyor. Oruç tutuyordu." Ondan sonraki Ramazanın başlayıp başlamadığı keşfedilemeyince nur yumağı çocuğa dikkat ettiler. Güzeller güzeli bebek o gün yine süt emmedi. Tahkik edildi, anlaşıldı ki, o gün Ramazanın birinci günüymüş. Diğer Ramazan başlarında da halk hava bulut olduğundan dolayı Ramazanı tesbit edememişlerdi. Çocuğunun bu meziyetlerini bilenler "Ramazanı tesbit edemedik, Abdulkadir bu gün süt emdi mi?" diye sordular. "Ey Allah'ın (CC) Hz.leri'nin kulları. Size müjdeler olsun ki, oğulcuğum bugün süt emmedi"dedi.

Onun çocukluğu hiçbir çocuğun haline benzemiyordu. Dünya bahçesine gelir gelmez Hak yolunda yürümeye başlamıştı. Onun iç gözlerine Hikmet Sürmesi Hak eliyle çekilivermisti. Abdulkadir-i Geylani (ks) Hz.leri doğmadan önce, Bağdatta bulunan Alim ve Evliya zatlar, onun doğacağını müjdelemişlerdir. Seyyid Abdulkadir-i Geylani (ks) Hz.leri, önce doğduğu yerde ilim öğrenmeye başladı. Daha küçük yaşta iken Kur'an-ı Kerim'i ezberledi.

ıÜüGönlü elmas renkli incilerle bezeli Abdulkadir-i Geylani (ks) Hz.leri, Bağdat'ta ilim ve irfan ufkunda o kadar süratle ilerledi ki, hiç kimse bu vadide ona denk olamadı. (Kıyamete kadar da olamayacak) Tam 25 yıl ilim ve riyazat ve mücahede hali devam etti.

ıÜüTasavvuf (Tarikat) ilmini babası Seyyid Abu Salih (RA) Hz.leri’nden, Şeyh Ebu Said Al Mübarek (Mahzumi) (RA) Hz.leri'nden ve Şeyh Hammad-i Debbas (RA) Hz.leri'nden almıştır.

Ebu Said Al Mübarek (Mahzumi) (RA) Hz.leri der ki: “Abdulkadir (ks) Hz.leri benden bir hırka alıp giymiştir. Ben de O’ndan hırka alıp giydim. Biz daima birbirimizden hırka alıp giyerdik.”

 Menkıbeleri

 

     Hz. Pir Abdulkadir-i Geylani (ksa) Hz.leri anlatıyor: “Küçük idim, Arefe günü çift sürmek için tarlaya gittim. Bir öküzün kuyruğundan tutup arkasından gidiyordum. Hayvan dile gelerek: ‘Ey güzel çocuk! Sen böyle işler için (çift sürmek için) yaratılmadın. Esas vazifene dön.’ dedi. Korktum geri döndüm. Evin yolunu tuttum. Evimizin damına çıktım. Gözüme Hacılar gözüktü. Arafatta vakfeye durmuşlardı. Anneme gidip: ‘Ey gözüm nuru annemf! Beni Allah-ü Teala Hz.leri'nin yolunda çalışmaya bırak. İzin ver, Bağdat'a gidip ilim öğreneyim. Salih zatları ve evliyaları ziyaret edeyim.’ dedim. Annemin gözleri hayretle açıldı, sebebini sordu. Gördüklerimi anlattım. Ağladı, kalkıp babamdan miras kalan seksen altının kırkını kardeşime ayırdı. Yarısını bana verip koltuğumun altına, kaftanıma belli olmayacak şekilde dikti ve: ‘Ey Hayat ağacımın tek çiçeği! Haydi sefere çık ve kemal yolunda ilerle! Her iş ve her harekette doğruluktan ayrılma!’ deyip benden söz aldı. ‘Haydi Allah (CC) rızası için senden ayrılıyorum. Allah (cc) Hz.leri selamet versin. Oğlum, kıyamete kadar da belki yüzünü bir daha göremem. Tekrar ediyorum, eğer Yüce Allah (CC) Hz.leri'ni ve beni hoşnut etmek istersen, doğruluk üzere ol. Bir nefes olsun yalan söyleme. Allah (cc) Hz.leri doğrularla beraberdir.’, buyurdu. ‘Söz ey benim biricik canım annem.’ dedi ve sarılıp annesinin mübarek ellerini öptü öptü, ondan helallik aldı. Her ikisinin de gözleri bulut gibi yaş döküyordu.”

Nur yumağı çocuk küçük bir kafile ile Bağdat'a gitmek üzere yola düştü. Hemedanı geçince birden bire silahlı altmış atlı eşkıya çıkageldi. Kafilenin önünü kesip soydular. Eşkıyalardan biri gelip: “Ey fakir çocuk!” dedi. “Senin de üzerinde bir şeycikler var mı?” Nur yumağı Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri: “Var!” dedi. “Kırk altınım var.” Eşkıya güldü. “Git oradan fakir çocuk.” dedi, onu bırakıp gitti. Bir başkası geldi sordu. “Nerededir?” dedi. “Koltuğumun altındadır.” dedi. Alay ediyor zannederek “Reisimizin yanına yürü” deyip çete reisinin yanına götürdüler. Azılı eşkıya sordu: “Ey çocuk. Kırk altınım var demişsin. Doğru mu bu?” Gavs cevaben: “Evet.” dedi. Eşkiya başı “Nerede?” diye sorusunu tekrarlayınca: “Elbisemin altında dikili.” diye yanıt aldı. O anda elbiseyi hemen kesip baktılar. Gerçekten kırk altını buldular. Eşkıya reisi hayrete düşüp: “Çocuk. Neden söyledin?” diye sordu. Eşkiya başının aldığı yanıt çok enteresan: “Anneme ne olursa olsun doğruluktan ayrılmayacağıma, yalan söylemeyeceğime söz verdim. İhanet edemem.” Eşkıya reisinin birden gözleri pınar oldu ve haykırdı: “Bu çocuk annesine verdiği ahde bu kadar vefa gösteriyor, ben bunca senedir beni yaratıp yetiştiren Rabbime ihanet ediyorum. Tövbe edip eşkıyalığı bırakıyorum” dedi. “Bu çocuk benim kurtarıcım oldu.” Eşkıya reisinin gözyaşı ile tevbe etmesi diğer şakileri de etkiledi. “Ey reisimiz! Şimdiye kadar yol kesmede, eşkıyalıkta başımız idin, şimdi de tevbe etmede ve iyiliğe dönmede reisimiz ol” dediler. Reis: “O halde kervandan aldıklarınızı geri verin.” Kalbleri yosun tutmuş altmış civarında eşkıya Hz. Pir Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri'nin dizinin dibinde tevbe ettiler. Pir Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri Bağdat'a gittiğinde onsekiz yaşında idi. Orada bulunan meşhur alimlerden ilim öğrendi.

..........................................

Pir Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri ders ve vaazına başladı ve medresesinde otuz üç sene talebe ve dervişlere ders verdi. Allame İbn-i Neccar Cübbai, Hz. Pir’in (KSA) şöyle buyurduğunu bildirmiştir: “Bütün amelleri inceledim, yemek yedirmek ve güzel ahlaktan daha iyi bir şey bulamadım. Bütün dünya bana verilse, hiçbir aç ve fakir bırakmam, hepsini doyururum. Şu anda bana bin altın verilse, bir gece bile bekletmeden tasadduk ederim.”

..........................................

Pir Gavsul Azam Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri’nin her gün gizli ve açık çeşitli kerametleri görülürdü. “Harikulade ve keramet, ancak bir hayır ve hikmet için gösterilir. Kerametini gizlemeyen dünyaya düşkündür.” “Bana mürid olan, yahut evladımdan ve halifelerimden hilafet alıp, keramet derecesine ulaşıp, maksatsız keramet izhar edenin yüzü iki dünyada kara olur.” buyururdu.

..........................................

Müerric bin Benhan şöyle anlatmıştır: “İlimdeki şöhreti, keşf ve kerameti her tarafa yayıldı, sonra yüz kişilik bir grup alim, onu imtihan etmek ve tecrübe etmek istemişlerdi. Her biri ayrı ayrı sual hazırlayıp sormak üzere Pir Abdülkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri’nin huzuruna gelince, Pir Abdülkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri öyle bir galeyana geldi ki, göğsünden nurdan şimşekler ve kılıç gibi göğsünden nurlar saçılmaya başladı. Sual sormaya gelenler hayret ve ızdırap içerisinde feryat etmeye başladılar. Sonra Pir Abdülkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri sual sormaya hazırlananların her birinin göğsüne basarak, ‘Senin sualin şudur cevabı da şudur.’ buyurarak hepsinin suallerini cevaplandırdı. Daha sonra ben o alimlerin her birine: ‘Bu hadisede size neler oldu?’ dedim. ‘O anda bildiğimiz her şeyi unutmuştuk. Göğsümüze Pir Abdülkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri basınca hatırladık. Bilmediğimiz birçok şeyi de öğrendik.’ dediler.”

..........................................

Pir Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri ilimde çok yüksek derecede idi. İmam-ı Rabbani (RA) Hz.leri buyuruyor ki: “Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri, Velayet-i Muhammediyye’nin son noktasına ulaşmıştır. Bu ümmette en çok keramet ondan görülmüştür. Bir gün Hızır'ın (AS) hutbe okurken kapının önünden geçmekte olduğunu görmüş ve: ‘Ey İsrail oğlu! Gel de Hz. Muhammed'in (SAV) mübarek sözlerini dinle.’ buyurmuştur.”

..........................................

Pir (KSA) Hz.leri buyurdu ki: “Yirmibeş sene sahralarda dolaşıp yerden biten otları yemeden, derelerdeki sulardan içmeden ve bir yıl veya daha fazla susuz durmadan, insanlar içinde oturup, onları irşada başlamadım. Ben sahralarda dolaşırken “Ol!” sözü ile ihsan olundum. Ondan sonra çok yiyecek maddeleri buldum, istediğimi yerdim. Kuma tuzlu su dökerdim, tatlı su olurdu, içerdim. Dağdan bir parça koparınca elimde helva olurdu. Sonra Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne karşı edebi gözeterek bunları terkettim.” Maşukluk makamında, gök kubbe altında, Gavs-ül A'zam (KSA) Hz.leri gibi bir kimse gelmemiştir ve gelmez.

..........................................

Şeyh Ebu Midyen Mağribi (RA) Hz.leri buyurdu ki: “Hızır'a (AS) rastladım. Asrımızdaki doğu ve batıda bulunan meşayihi sordum. Cevabında: ‘O (KSA) sıddıkların, İmam-ı Ariflerin hücceti, Marifetin ruhudur. Evliya arasında şanı büyüktür.’ buyurdu.

..........................................

İmam-ı Hasen-i Askeri (RA) Hz.leri, seccadesini yarenlerinden birine emanet bırakıp, Gavsul Azam (ks) Hz.leri’ne ulaştırmasını vasiyyet etti. Onu muhafaza edip ömrünün sonunda, güvenilir birine emanet edip, aynı vasiyyeti yapmasını böylece elden ele, Hicri beşinci asrın ortalarında, Seyyid Abdulkadir-i Geylani (ks) Hz.leri İsmi ile meşhur Gavsul Azam (ks) Hz.leri zuhur edince, O’na (ks) verilmesini ve kendisinden O’na (ks) selam söylemesini tavsiye etti.

..........................................

Gavsul Azam (ks) Hz.leri, Medine-i Münevvere’den Bağdadi Darüsselam’a gelirken, yolda hırsızlardan birine rastladı. Gavsul Azam (ks) Hz.leri ona: “Sen kimsin?” buyurdu. Hırsız: “Ben çölde yaşayanlardanım.” dedi. Gavsul Azam (ks) Hz.leri ona, isminin masiyet “günah” mürekkebi ile yazılmış olduğunu açıkladı. Hırsızın kalbinden: “Bu heybet ve azamet sahibi kişinin Gavsul Azam (ks) Hz.leri olması muhtemeldir.” düşüncesi geçti. Hırsızın kalbinden geçeni hırsıza söyledi ve: “Evet ben Abdulkadir’im.” buyurdu. Hırsız, derhal düşüp mübarek ayaklarına kapandı ve dilinden: “Ey Seyyid Abdulkadir (ks). Allah (CC) için bana bir ihsanda bulun.” sözleri çıktı. Gavsul Azam (ks) Hz.leri, haline acıdı ve kalbinin düzeltilmesi için Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne dua etti. Hitab geldi: “Ey Gavsul Azam, hırsızı doğru yola götür. Onu sevgililer hidayetine irşad eyle. Onu kutublardan biri eyle.” Hırsız, eşsiz teveccühleri ile kutublardan oldu.

..........................................

Gavsul Azam (ks) Hz.leri leri bir gün İmam-ı Ahmed bin Hanbel’in kabrini ziyaret etti. Yanında evliyadan bir cemaat da vardı. Kabrin başında okudular. İmam-ı Ahmed bin Hanbel (ks) Hz.leri kabirden çıktı, elinde gömlek vardı. Gömleği verdi ve birbirlerinin boynuna sarıldılar. Sonra İmam-ı Ahmed: “Ey Seyyid Abdulkadir (ks) ! Fıkıh, Tasavvuf (Tarikat) helalin, haramın ilmi sana muhtaçtır.” buyurdu.

..........................................

Abdulkadir-i Geylani (ks) Hz.leri buyurdu ki: “Hicri 521 senesi Şevval ayının 16 olan Salı günü öğleden önce, Resulüllah'ı (SAV) rüyamda gördüm. ‘Ey oğlum, niçin konuş muyorsun?’ buyurdu. ‘Babacığım ben yabancıyım, Bağdat fasihlerinin yanında nasıl konuşurum?’ dedim. Ağzını aç buyurdu. Ağzımı açtım. Yedi defa mübarek ağzının suyundan ağzıma saçtı ve: ‘İnsanlara konuş, onları güzel hikmet ve vaazlar ile Rabbinin yoluna çağır.’ buyurdu. Öğle namazını kıldım. Yanımda kalabalık insanlar gördüm. Nutkum tutuldu. İmam-ı Ali bin Ebu Talib (KV) Hz.leri’ni lerini gördüm. Mecliste benim karşımda ayakta duruyor ve bana: “Ey oğlum niçin konuşmuyorsun?’ diyordu. ‘Babacığım, nutkum tutuldu, konuşamıyorum.’ dedim. ‘Ağzını aç.’ buyurdu. Açtım. Ağzımın içine mübarek ağzının suyundan altı defa saçtı. ‘Niçin yediye tamamlamadınız?’ dedim. ‘Resulüllah'a (SAV) karşı olan edebimden.’ buyurdu. Ve gözden kayboldu. Bundan sonra en fasih bir dille konuşmaya başladım.”

..........................................

Gavsul Azam (ks)  Hz.leri bir mahalleden geçerken bir müslümanla bir hıristiyanın münakaşa ettiklerini gördü. Sebebini sordu. Müslüman: “Bu hıristiyan, ‘Bizim peygamberimiz sizin peygamberinizden üstündür.’ diyor, ben ise bizim peygamberimizin üstün olduğunu söylüyorum.” dedi. Gavsul Azam (ks) ) Hz.leri hıristiyana: “İsa (AS)'ın, Hz. Muhammed (SAV) Efendimiz’den üstün olduğunu hangi delille isbat ediyorsun?” buyurdu. Hıristiyan: “Bizim peygamberimiz ölüyü diriltirdi.” dedi. Gavsul Azam (ks) Hz.leri: “Ben peygamber değilim, sadece peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV)'a uyan bir müslümanım. Eğer ölüyü diriltirsem, peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (SAV)'e inanır mısın?” buyurdu. Hıristiyan: “İnanırım.” dedi. Gavsul Azam (ks) Hz.leri: “Bana harab olmuş, eski bir kabir göster ve peygamberimizin üstünlüğünü gör.” buyurdu. Eski bir kabir gösterdi. Gavsul Azam (ks) Hz.leri hıristiyana: “Sizin peygamberiniz ölüyü diriltmek istediği zaman hangi sözleri söylerdi?” buyurdu. Hıristiyan: “Kum Bi İznillah- Allah'ın izni ile kalk, diril derdi.” dedi. Gavsul Azam (ks) Hz.leri leri ona: “Bu gösterdiğin kabirde yatan kişi, dünyada şarkıcı idi. İstersen onu şarkı söyler halde dirilteyim.” buyurdu. Hıristiyan: “Peki, öyle olsun.” dedi. Gavsul Azam (ks) Hz.leri kabre döndü ve: “Allah'ın (CC) izni ile kalk.” buyurdu. Kabir açıldı ve ölü şarkı söyler halde kalktı. Hıristiyan bu kerameti görünce, Peygamberimizin (SAV) üstünlüğünü ikrar edip, Gavsul Azam (ks) Hz.leri’nin elinde müslüman oldu.

..........................................

Mısır’da bir tüccar vardı. Gavsul Azam (ks) Hz.leri hakkında kuvvetli itikad, halis ihlas sahibi idi. Kalbinde, vasıtasız olarak, O’nun şerefli yolunda, sülük etme arzusu vardı. Yani Gavsul Azam (ks) Hz.leri’nin huzuruna gidip, bizzat onun elinde, tarikatine girmek arzusundaydı. Çeşitli engeller sebebiyle kırk sene içinde bu niyet ve arzusuna kavuşamadı. Sonra yola çıkıp Bağdat’a vardı. Gavsul Azam (ks) Hz.leri’nin ahirete intikal ettiğini işitti. Muradına kavuşamamaktan ötürü canına kıymak istedi. Kabrini ziyarete geldi. Ziyaret edebini takındı. Gavsul Azam (ks) Hz.leri kabrinden çıkıp, elini tuttu. Tevbe ettirdi ve onu dervişliğe kabul etti. Bu zatla üç yüz kişi irşad şerefine kavuştu ve Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne vasıl oldular. İslam alimleri bu şekilde olan intisabın Sahih ve Sadık olduğunu söylemişlerdir.

..........................................

Pir Abdulkadir-i Geylani (ks) Hz.leri bir defa Medine-i Münevvere’ye geldi. Resulüllah'ın (SAV) kabrini kırk gün ziyaret edip, ayakta durdu ve ellerini göğsünün üzerine koyup şu iki beyitle münacaat etti: “Günahlarım denizin dalgalarından da çok, yüce dağlara benzer. Hatta daha da büyük. Velakin affedici kerimin huzurunda, sinek kanadı kadar, hatta daha da küçük.” Bir başka zaman da gelip, Hücrei Şerife’nin yakınında bir dörtlük daha okudu. “Resulüllah'ın (SAV) mübarek eli göründü. Müsafeha etti, öpüp başına koydu.

..........................................

Bir kadın çocuğunu Pir Abdulkadir-i Geylani (ks) Hz.leri’ getirip: “Oğlumun kalbini size tutulmuş gördüm. Bana hizmetinden onu azad edip, size getirdim.” dedi. Hz. Pir (ks) bu genci yanına aldı, ona mücahede ile emretti. Tarikatta ,Süluke başlattı. Bu şekilde devam ederken, bir gün annesi çıkageldi. Oğlunu az yemek ve az uyumak sebebiyle, zayıf ve sararmış, arpa ekmeği yer halde buldu. Bu hal ona dokundu. Çocuğunu bırakıp Hz. Pir’in (ks) yanına girdi. Hz. Pir (ks) oturmuş tavuk yiyordu. Kadın Hz. Pir’e (ks): “Efendim, siz burada tavuk yersiniz, benim oğlum ise arpa ekmeği yer.” diye hayıflandı. Hz. Pir (ks) bunu duyunca elini tavuk kemiklerinin üzerine koyup: “Kum bi iznillah (Allah-ü Teala Hz.leri’nin izni ile kalk, diril).” buyurdu. Tavuk hemen dirildi. Hz. Pir (ks) kadına hitaben: “Senin oğlun böyle olduğu zaman, dilediğini yesin.” buyurdu.

..........................................

Ramazan-ı Şerif’te bir gün ayrı ayrı yetmiş kişi, birbirinden habersiz, Hz. Pir’i (KSA) iftara davet etti. Hz. Pir (KSA) yetmiş dervişinin davetini kabul etti. Aynı anda yani aynı gecede davet edenlerin evlerinde iftarda bulundu. Bu haber hafsalaya sığmaz keramet bir anda Bağdat’a yayıldı. Huzurunda hizmet eden hizmetçilerden biri: “Hz. Pir (KSA) o akşam tekkesinden çıkmadığı, iftarı burada yaptığı halde o kimselerin evlerine girip, onlarla iftar etmesi ve bu yemeğin aynı anda olması nasıl olur?” diye düşündüğü zaman, Hz. Pir (KSA) o hizmetçisine dönerek: “Onlar doğru söylüyorlar, her birinin davetinde bulundum, ayrı ayrı fakat aynı zamanda herbirinin evlerinde iftar ettim, yemek yedim.” buyurdu.

..........................................

Gavsul Azam (KSA) Hz.leri bir gün vaaz ederken minberden birden süratle en son basamağa indi. Ayakta elini ellerinin üstüne koyarak, mütevazı bir şekilde durdu. Sonra minbere çıktı. Daha sonra bu durumu kendisinden soranlara: “Ceddim Resulüllah'ı (SAV) gördüm. Geldi minber önünde durdu. Haya edip son basamağa indim, kalkıp gitmeye başlayınca bana yerime oturmamı ve insanlara vaaz etmemi emretti.” dedi.

..........................................

Hz. Pir (KSA) daha genç iken Şeyh Hammad (RA) Hz.leri’ne geldi. Şeyh Hammad (RA) Hz.leri ayağa kalktı, onu karşıladı. “Merhaba metin dağ, sarsılmaz tepe.” deyip, onu yanına oturttu ve biraz konuştuktan sonra: “Sen asrındaki ariflerin seyyidi, efendisisin.” buyurdu.

..........................................

Pir Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri bir Cuma günü vaaz ediyordu. Cemaat ise, dilinden saçılan marifet ve sırlarla dolu kıymetli sözleri can kulağı ile dinliyorlardı. Cemaat arasında yirmiden çok fazla Evliya ve zatlar vardı. Bir ara: “Benim ayağım, bütün Evliyanın boyunları üzerindedir.” buyurdu. Orada bulunan evliyaların hepsi Pir Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri’nin ayağını tutup, kendi boyunları üzerine koydular. Hatta orada bulunmayan evliya zatlar da Hz. Pir’in (KSA) böyle buyurduğundan haberdar olup, onu tasdik ederek boyunlarını eğmişlerdir. Çünkü Hz. Pir (KSA) kendi çağında, bu gibi olgunluk sıfatlarını kendisinde cem eden, kendisine eş bir velinin bulunduğuna inanmıyordu. Bundan dolayıdır ki, O bu saygıyı hak etmiş ve hemen her veli tarafından üstünlüğü kabul edilmiştir.

..........................................

Hz. Pir Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri’nin oğlu Şeyh Musa (RA) Hz.leri babasından naklen anlatıyor: “Karada bazı seyahatlarımı yapmaya çıkmıştım, fena halde susamıştım. Fakat etrafta su denilen bir şey yoktu. Biraz sonra, semada bir bulut belirdi. Beni güneşten korumaya başladığı gibi, üzerime çığa benzeyen bir şey yağdırdı. Ondan kana kana içtim, derken bir nur belirdi. O nurun canibinden çağırıldım. ‘Ey Abdulkadir! Sen senin Rabbinim. Sana haram olan şeyleri mubah kıldım, senden başkasına yasak ettiğim şeyleri sana helal kıldım.’ dedi. Gavsul Azam (KSA) Hz.leri: ‘Ben Allah (CC) Hz.leri’nin huzurundan kovulmuş olan şeytandan Allah'a (CC) sığınırım. Sus ey lain.’ diye bağırınca baktım ki, o nur karanlık, o surat da duman oluverdi. Aynı ses bana hitab etti: ‘Ey Abdulkadir! Sen, ilminin sayesinde Rabbinin hükmü ile, çeşitli oyunuma gelmeyerek kurtuldun. Halbuki ben bu gibi ahvalde ehli tarikten yetmiş kişiyi yoldan çıkarmışımdır.’ dedi.” Hz. Pir’e (KSA) sordular: “Onun şeytan olduğunu nasıl anladın?” O da (KSA) cevaben buyurdu: “ ‘Sana haram olan şeyleri helal ettim.’ sözünden... Çünkü Allah (CC) Hz.Ieri hiçbir zaman böyle çirkin tekliflerde bulunmaz ve benim Rabbim (CC) tek cihetten değil, bütün cihetlerden hitab eder.”

..........................................

Pir Gavsul Azam (KSA) Hz.leri’ne birisi şöyle dedi: “Benim çocukluk anımdan şimdiye kadar devam eden bir virdim var. Hala da aynı işi yaparım. Vaktimin bir anında geçer, İbadet ederim.” Hz. Pir (KSA) cevap verdi: “İş bununla olmaz. Ezel gözünün işaret vermesi gerek. Senin için bu işaret bir gerçek erin (evliyanın) nazarı olmalı... O nazar, seni Hakk’a (CC) vardırır.”

..........................................

Hz. Pir (KSA) her gün bin rekat namaz kılar, her farz namazından sonra hatime devam ederdi.

..........................................

Asrının meşhur alimlerinden Şeyh Musa Zevli (RA) Hz.leri, oğlu ile birlikte Hacca giderken Bağdat’a uğramıştı. Pir Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri’ne öyle bir hürmet ve saygı gösterdi ki, o zamana kadar hiç kimseye böyle yapmamıştı. Oğlu bu halinin sebebini sorunca: “Şeyh Abdulkadir (KSA) bizim zamanımızdaki insanların hayırlısıdır. O evliyanın ve ariflerin efendisidir. Huzurunda, meleklerin bile edeble durduğu bir zattır. Elbette hürmet göstermemiz lazımdır.” buyurdu.

..........................................

Ebu Sa'id Kilevi (RA) Hz.leri şöyle anlatmıştır: “Ben, Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri’nin meclisinde iken, Resulüllah'ı (SAV) ve enbiyayı kiramı gördüm. Melekler O’nun meclisine gelmek için bölük bölük gök yüzünden inerlerdi. Bir defasında da Hızır'ı (AS) görmüştüm. ‘Her kim dünyada felah bulmak ve saadete kavuşmak isterse, Şeyh Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri’nin meclisine devam etsin.’ buyurmuştu.”

..........................................

Şeyh Abdullahi Belhi (RA) Hz.leri, Kutbül İbad Gavsul bilad Hace Behaeddin Muhammed (RA) Hz.leri’ni anlatırken diyor ki: “Hace-i Behaeddin Muhammed Sermest’ten (RA) duydum, O da Buhara’da yaşayan Kamil Meşayihten duydu. Onlar şöyle anlatırlardı: ‘Gavsul Azam (KSA) Hz.leri bir gün bir cemaatle terasta durup, Buhara tarafına dönmüş, güzel bir koku almış ve ‘Benim vefatımdan 157 sene sonra, Muhammed-i Meşreb birisi dünyaya gelir, ismi Behaeddin Muhammed'dir. Bizim Nakşımızı işleyeceğinden Nakşibendi'dir. Bana mahsus nimetlere kavuşur.’ buyurdu.” Bu hadiseden 157 sene sonra Hz. Pir’in söyledikleri gerçeklerin hepsi zuhur etti. Evliyanın büyüklerinden ve Mürşid-i Kamillerin en meşhurlarından olan bu zat, Muhammed Behaeddin-i Buhari ,Pir Gavsul Azam (KSA) Hz.leri’nin kendine : “Bizim Nakşımızı işle!” buyurduğundan bir Nakşibend adını almış ve Hz. Pir’i (KSA) hayatı boyunca çok övmüştür.

..........................................

Hz. Pir Abdululkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri bir müddet vaaz ve derslere devam etti. Ders ve vaaz etmeyi bırakıp inzivaya çekildi. Yalnızlığı tercih etti, sahralara çıktı. Bağdat’ın Kerh harabelerinde yaşamaya başladı. Bütün vaktini İbadet, Riyazat ve mücahede ile geçirmeye başladı. Buyurdu ki: “Yirmibeş yıl kadar yalnız başıma sahralarda dolaştım. Kırk sene, yatsı namazından sonra, sabaha kadar Kur'an-ı Kerim okudum. Bir gece nefsim uyumak istemişti fakat, nefsimin bu isteğine itibar etmedim. ‘İlahi sen yedirmeyince yemeyeceğim ve içilmeyince içmeyeceğim.’ dedim ve kırk gün kırk gece oruç tuttum. Kırkıncı günü hücreme esrarlı bir adam girdi ve tek kelime söylemeden bir kenara yiyecek ve içecek cinsinden bir şeyler bırakıp gitti. Ben bırakılanları yemedim fakat nefsimin dileği karşısında elim ayağım titredi. Açlığın susuzluğun dehşetinden yemin ettim. ‘Nefsimi kudret elinde tutan Allah (CC) Hz.leri’ne yemin olsun ki, ahdimden geri dönmeyeceğim.’ İşte o demde ta canımdan bir ses yükseldi ve avaz avaz haykırdı. ‘Açlık... Açlık...’ Bir an sonra kapı aralandı ve kapıda zamanın tasavvuf büyüklerinden Ebu Said Al Mübarek (Mahzumi) (RA) Hz.leri: ‘Bu ne hal Ey Abdulkadir? İçinden kopan feryadı duydum ve koştum. Bu ses nedir?’ diye sordu. ‘Bu nefsimin ızdırabıdır. Ruhum rahat ediyor. Rabbimi murakabededir.’ dedim. Ebu Said Al Mübarek (Mahzumi) (RA) Hz.leri: ‘Bizim eve buyur.’ dedi. ‘Nefsime buradan ayrılmayacağım.’ dedim. O sırada Hızır (AS) geldi. ‘Kalk.’ dedi. Ebu Said Hz.leri’nin huzuruna git.’ dedi. Kalkıp gittim.

Ebu Said (RA) Hz.leri: ‘Ey Abdulkadir (KSA)! Benim dediğim kafi gelmedi de Hızır’ın (AS) söylemesini mi bekledin?’ dedi. Beni içeri aldı. Hazırladığı yemeği, lokma lokma bir çocuğa yemek yedirir gibi ağzıma vererek doyurdu ve sonra da mana yurdunun hırkasını giydirdi.”Hikmetli Sözleri

 

     Pir Gavsul Azam (KSA) Hz.leri buyuruyor: “Tıb ilmi, beden sağlığına ait bilgileri öğrettiği gibi, Tasavvuf ilmi de kalbin, ruhun kötü huylardan kurtulmasını öğretir. Tasavvuf yolunda ilerlemekde, iki gaye vardır. Birincisi imanın vicdanileşmesi, yani kalbe yerleşmesi ve şüphe getiren tesirlerle, sarsılmaması içindir. Zikr, her işte ve her yerde her harekette Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ni hatırlamak, O'nun rızasına uygun iş yapmak demektir. Tasavvufun ikinci gayesi de ,fıkıh ilmi ile bildirilen ibadetlerin, seve seve kolaylıkla yapılmasını ve nefsi emmareden doğan tembelliklerin, sıkıntıların giderilmesidir. İbadetlerin kolaylıkla seve seve yapılması ve günah olan işlerden de nefret ederek uzaklaşılması, ancak Tasavvuf (tarikat) ilmini öğrenip, bu yolda ilerlemek ile mümkündür. Tasavvufa sarılmak, herkesin bilmediklerini görmek, gaybden haber vermek, nurlar ruhlar ve kıymetli rüyalar görmek için değildir. Tasavvuf ile ele geçen bilgilere, marifetlere ve hallere kavuşmak için, önce imanı düzeltmek, İslamiyetin emir ve yasaklarını öğrenip, bunlara uygun iş ve ibadet yapmak lazımdır. Zaten bu üçünü yapmadıkça, kalbin tasfiyesi kötü huylardan temizlenmesi, nefsin tezkiyesi, terbiye edilmesi mümkün değildir. Tasavvuf (Tarikat) bilgileri, Mürşid-i Kamiller tarafından öğretilir. Mürşid-i Kamil, yol gösteren, rehberlik eden yetişmiş ve yetiştirebilen evliyadır. Böyle olan evliyaların, belli usullerle gösterdikleri bu yollara tarikat denilmiştir.”

..........................................

Pir Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri büyük bir Mürşidi Kamil olup, O’nun insanları saadete kavuşturmak için Tasavvufta (Tarikat) takib ettiği usullere ve gösterdiği yola “Kadiriyye Tarikatı” denilmiştir. Hz. Pir (KSA) buyuruyor: “Tarikat, zikir ile Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne kavuşma yoludur. Zikir, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ni hatırlamak demektir. Her sözünde ve her işinde, O'nun (CC) emirlerine ve yasaklarına sarılmaktır.”

..........................................

Hakiki yaşamak, nefsinin arzularını, haram ve zararlı isteklerini yerine getirmemek demektir. “Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne en yakın olan, ahlakı güzel, kalbi rahat olandır. En üstün amel, kalbin Allah (CC) Hz.leri’nden başkasına yönelmemesidir.”

..........................................

“Bidat yoluna sapmayınız. İtaat ediniz, muhalif olmayınız, sabrediniz. Özünüzü günahtan temizleyiniz. Kirletmeyiniz, hele Mevlanızın kapısından hiç ayrılmayınız.”

..........................................

“Şükrün esası, nimetin sahibini bilmek, bunu kalb ile itiraf etmek ve dille söylemektir.”

..........................................

“Nefsinin peşine düşüp de, rehberi yol gösterici hakiki alimleri (ilmiyle amil olan Evliya) dinlemeyen kimse gerçekten nasipsizdir.”

..........................................

“İnsan kendini Kelime-i Tevhid söylemeye, ‘Lailahe İllellah’ demeye alıştırmazsa, ölüm döşeğinde iken onu hatırlaması ve söylemesi güç olur.”

..........................................

“Allah-ü Teala (CC) Hz.leri, bir kulunu severse, ona fazla mal ve evlat vermez. Böylece, Allah (CC) Hz.leri’ne olan muhabbetini engelleyecek bir ortak olmamış olur. Çünkü Allah-ü Teala (CC) Hz.leri Gayyur'dur. İbadette olduğu gibi, sevgide de ortaklığı kabul etmez.”

..........................................

“Kim insanlardan bir şey istiyorsa, Allah (CC) Hz.leri’ni tanımadığı için istiyor. İmanı, marifeti ve yakini zaif olduğu için istiyor.”

..........................................

“Kalb, dünya arzularından birine bağlı kaldığı ve onun geçici lezzetlerinden birinin peşine takılıp gittiği müddetçe, imkanı yok, ahireti sevmiş olamaz.”

..........................................

“İyi huy sahibi, insanlardan gelen şeylere aldırmaz. Bu hal ise, herşeyin Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin dilemesiyle olduğunu bilmektendir. Böyle olan kimse, nefsini hakir görür.”

..........................................

“Biliniz ki, cehenneme girmek küfür sebebi iledir. Azabın arttırılması, derecelerin aşağı olması, günah ve çirkin ameller ve işlerledir. Cennete girmek ise, İman iledir. Nimetlerin arttırılması ve yüksek derecelere kavuşmak, Salih ameller ve güzel ahlak iledir. Ahirette olan çeşitli azablar, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin, cehennemlikler hakkındaki gazab ve kızgınlığı, cennette olan çeşitli nimetler ve lezzetler Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin cennetlikleri için olan Rahmeti sebebiyledir. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin kullarından, dünyada kendine mubah edilen şeyi yiyen, lezzetlerinden istediği şey verilir. Bir kimse, dünyada kendisine mubah kılınan şeyi yemese, Cennetin derecelerinden pay ve nasibini haram etmiş olur. Bir kimse Cenneti inkar etse, cennetten ve cennetteki bütün nimetlerden mahrum olur.”

..........................................

“İnsanlara rehberlik eden kimsede şu hasletler bulunmazsa, o rehberlik yapamaz. Kusurları örtücü ve bağışlayıcı olması, şefkatli ve yumuşak olması, doğru sözlü ve iyilik yapıcı olması, iyiliği emredip, kötülüklerden men edici olması, misâfirperver ve geceleri insanlar uyurken ibâdet edici olması, âlim ve cesûr olması.”

..........................................

“Şükrün esası, nimetin sahibini bilmek, bunu kalb ile itiraf etmek ve dille söylemektir.”

..........................................

”Büyük âlimlere tâbi olunuz. Bid'at yoluna, dinde olmayıp, sonradan çıkarılan şeylere sapmayınız. İtaat ediniz, muhalefet etmeyiniz. Sabrediniz, sızlanmayınız. Sabit kalınız, ayrılıp dağılmayınız. Bekleyiniz, ümit kesmeyiniz. Özünüzü günahdan temizleyiniz, kirletmeyiniz. Hele Rabbinizin kapısından hiç ayrılmayınız.”

..........................................

“Kalb dünya arzularından birine bağlı kaldığı ve geçici lezzetlerden birinin peşine takılıp gittiği müddetçe, imkanı yok, ahireti sevmiş olamaz.”

..........................................

“Mümin, insanlara karşı yüzünden sevinçli olduğunu gösterir. Fakat kendi mahzundur. Peygamber (SAV) Efendimiz: ‘Müminin sevinci yüzündedir. Halbuki kalbi mahzundur.’ buyurmaktadır. Müminin tefekkürü, düşünmesi, ağlaması çok, gülmesi azdır. Tebessümü ile kalbindeki hüznü gizler. Dışarıda geçimini temin etmekle uğraşıyor görünür, kalbi Rabbini anmakla meşguldür. Çoluk çocuğu ile uğraşıyor görünür, kalbi Rabbi iledir.”

..........................................

“İnsanlara gösteriş için amel yapıp, sonra da bunu Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nin kabul etmesini istemek yakışır mı? Hırsı, şımarıklığı, azgınlığı ve dünyaya düşkünlüğü bırak. Sevincini ve neşeni biraz azalt. Biraz hüzünlü ol. Peygamber (SAV) Efendimiz başkasının kalbini ferahlandırmak için tebessüm buyururlardı.”

..........................................

“Mü'minin, en önce farzları yapması lazımdır. Farzları bitirdikten sonra, vacib ve sünnetleri yapar. Ondan sonra, nafilelerle meşgul olur. Farz borcu varken sünnet ile meşgul olmak, ahmaklıktır. Farz borcu olanın, sünnetleri kabul olmaz. Ali bin Ebi Tâlib'in (KV) rivâyet ettiği hadis-i şerifte, Resûlullah (SAV) Efendimiz buyuruyor ki: ‘Üzerinde farz borcu olan kimse, kazasını kılmadan nafile kılarsa, boş yere zahmet çekmiş olur. Bu kimse, kazasını ödemedikçe, Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri, onun nafile namazlarını kabûl etmez.’ Mümin, bir tüccara benzer. Farzlar onun sermayesi, nafileler de kazancıdır. Sermaye kurtarılmadıkça, kazancı olamaz.”

..........................................

Pir Gavsul Azam (KSA) Hz.leri kötü arkadaşlardan uzak olmayı tavsiye eder, şöyle buyururdu: “Kötü arkadaşları terk et. Onlara sevgi duyma, salihleri sev. Yakının bile olsa, kötü arkadaştan uzak dur. Uzak bile olsa, iyi arkadaşlarla beraber ol. Kimi seversen, seninle onun arasında bir yakınlık meydana gelir. Bu bakımdan, sevgi beslediğin kimsenin kim olduğuna iyi bak.”

..........................................

“Ey oğul! Kötü kimselerle düşüp kalkman, seni, iyi kimseler hakkında kötü zanna düşürür. Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nin kitabının ve Resûlünün (SAV) sünnet-i seniyyesinin gölgeleri altında yürü, felâh, bulur kurtuluşa erersin.”

..........................................

“Ey oğul! Senin düşüncen, yiyecek, içecek, giyecek ve dünyâ lezzetleri olmasın. Bütün bunlar, nefsin ve insan tabiatının istediği şeylerdir. Kalbin düşüncesi nerede, nefsin ve tabiatın istekleri nerede? Kalbin düşüncesi Allahü Teâlâ (CC) Hz.leri’dir. Senin düşüncen, Rabbin ve O'nun katında bulunan nimetler olmalıdır. Dünyadan (haram ve şüphelilerden) ne terkedersen, mutlaka bunun karşılığında ahirette ondan daha hayırlısı vardır. Ömründe sadece şu içerisinde bulunduğun günün kaldığını farz et de ahiret için hazırlık yap.”

..........................................

“Ey zavallı! Sana fayda vermeyen şeyler hakkında konuşmayı bırak. Dünya ve ahirette sana fayda verecek işlerle uğraş. Boş işlerle uğraşmayı bırak. Kalbinden dünya düşüncelerini çıkar. Çünkü yakında dünyadan alınacak, ahirete götürüleceksin. Dünyada rahat ve hoş bir hayat arama. Resul-i Ekrem (SAV): ‘Hayat, ahiret hayatıdır.’ buyurdu.”

..........................................

“Müslümanlar hakkında iyi zan sahibi ol. Onlar hakkında niyetini düzelt. Her türlü hayır işi yapmaya koş. Bilmediğin hususlarda ahireti düşünen alimlere sor.”

..........................................

”Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nden dünya ve ahiretin hayırlarını iste. Sakın ‘Ben istiyorum. Fakat Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri vermiyor, ben de bundan sonra istemeyeceğim.’ deme. Duaya devam et. Eğer istediğin şey ezelde senin için takdir edilmiş ise, Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nden istedikten sonra, Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri onu sana gönderir. Eğer istediğin o rızık ezelde senin için takdir edilmemiş ise, Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri seni o şeye muhtaç kılmaz ve kendinden gelenlere rıza gösterme nimetini ihsan eder. Eğer Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri senin için fakirlik ve hastalık dilemiş ise, sen de Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri fakirlikten ve hastalıktan kurtulman için yalvarırsın. O zaman Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri sana razı ve memnun olacağın bir hal verir. Eğer, ezelde borçlu olmak takdir edilmişse ve sen de borçtan kurtulmak için dua edersen, Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri alacaklıyı sana kötü muamele etme halinden vaz geçirir. Hatta borcundan azaltma veya hepsini bağışlama haline çevirir. Eğer dünyada borçlu halden kurtarmazsa buna karşılık sana bol sevap verir.”

..........................................

”Ahireti sermayen, dünyayı bu sermayenin kazancı yap. Zamanını, önce ahireti elde etmek için sarf et. Geri kalan vaktini, geçimini temin için harca. Sakın dünyanı sermaye, ahiretini onun karı şeklinde yapma. Böyle yaparsan, dünyadan artan zamanını, ahiretin için sarf edersin. Bu zaman zarfında namazlarını kılmaya çalışırsın. Fakat çabucak kılayım diye, rükünlerine riayet etmezsin. Sonra dünya işlerinden dolayı yorulur ve bitkin düşersin. Geceleri kaza namazı kılmaya fırsat bulamazsın. Yorgunluktan ölü gibi yatar, gündüz de faydasız olursun. Nefsine, heva ve isteğine hatta şeytana tabi olursun. Ahiretini dünyaya karşılık satarsın. Nefsinin kölesi ve onun bineği olursun. Halbuki sen, nefsine binmek, onu yalanlayıp tekzib etmek ve selamet yoluna sokmakla emrolunmuşsun. Bunlar ahiret yolu, Rabbine taat yoludur. Sen, nefsinden gelen istekleri kabul etmekle, kendine zulmettin. İpini onun eline verdin. İsteklerinde, lezzetlerinde, hevasında ona uydun. Sonunda dünya ve ahiretin hayırlısını kaçırdın. Dünya ve âhiretini zarara soktun. Böyle olursa, Kıyamet günü din ve dünya bakımından insanların en müflisi ve en zararlısı olursun. Nefsine uymakla, dünyadan fazla bir şeye ulaşamadın. Eğer nefsini ahiret yoluna çekseydin, ahiretini esas ve sermaye kabul etseydin, dünya ve ahiretini kazanırdın. Nefsin kötülüklerinden korunur, iyilerden olurdun. Eğer dünyaya rağbet etmeyerek, kötülüklerden uzak kalarak Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’ne itâat edersen, Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nin has kullarından olursun.”

..........................................

“Kardeşinin sana yaptığı nasihatı kabul et. Ona muhalefet etme. Çünkü o, senin kendinde göremediğin şeyleri görür. Bunun için Resûl-i Ekrem: ‘Mümin, müminin aynasıdır.’ buyurmuştur. Mümin, din kardeşine yapmış olduğu nasihatlerde samimidir. Onun göremediği şeyleri bildirir. Ona, iyilikler ve kötülükler arasındaki farkı gösterir. Ona, lehinde veya aleyhinde olan şeyleri anlatır.”

..........................................

“Acele etme. Acele eden, ya hata yapar veya hatalı duruma yakın olur. Ağır ve temkinli hareket eden, o işte ya isâbet kaydeder veya isabet etmeye yaklaşır. Acele şeytandandır. Ağır ve temkinli hareket etmek. Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’ndendir. Umumiyetle aceleye sebep, dünyalık toplama hırsıdır. Kanaat sahibi ol. Kanaat bitmeyen bir hazinedir.”

..........................................

“Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nden hakkıyla haya ediniz. Gaflette olmayınız. Zamanınız, zayi olup gidiyor. Halbuki siz, yiyemeyeceğiniz şeyleri toplamak, ulaşamayacağınız şeylerin peşinde koşmak, oturamayacağınız binaları kurmakla meşgul oluyorsunuz. Bütün bunlar size, Rabbinizin huzurunda hesap vermek için duracağınızı unutturuyor. Halbuki Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’ni anmak, ariflerin kalblerinde yerleşir. Onların kalblerini kuşatır. Onlara, Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’ni hatırlamaya mani olan her şeyi unutturur.”

..........................................

“Senin dilin güzel ve tatlı, yüzün ise kötülüklerden kurtulmuş gibi gülüyor. Ya kalbinin hali nasıl? Cemaat içinde iyi görünüyorsun, ya yalnız iken, yanında kimse yok iken nasılsın? Göründüğün gibi değilsin. Sen namaz kıldığın, oruç tuttuğun, hayır işleri yaptığın zaman, eğer bunları sırf Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nin rızasını gözeterek yapmazsan, nifak üzere ve Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nden uzak olacağını bilmiyor musun? Şimdi Allah (CC) Hz.leri için yapmadığın bütün işlerin, bütün sözlerin, adi vee bayağı niyetlerin için tövbe et.”

..........................................

“İnsanlara gösteriş için, onların rızalarını almak için amel yapıp, sonra da bunu Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nin kabûl etmesini istemek yakışır mı? Hırsı, şımarıklığı, azgınlığı ve dünyaya düşkünlüğü bırak. Sevincini ve neşeni biraz azalt. Biraz hüzünlü ol. Çünkü sen, hüzün evinde ve dünya hapishanesindesin. Resûl-i Ekrem (SAV) daima tefekkür ederdi. Sevinçleri az, hüzünleri çoktu. Az gülerdi. Sadece başkasının kalbini ferahlandırmak için tebessüm buyururlardı.”

..........................................

“Kulun Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’ni sevmesinde samimi olup olmadığı, başına bela ve musibet geldiği zaman ortaya çıkar. Bela ve musibet geldiğinde sabır ve sükun halini muhafaza edebiliyorsa, o gerçekten Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’ni seviyor demektir. Musibet ve fakirlik zamanında sebat gösterebilmek bu sevgiye delil ve alamet yapıldı. Birisi Peygamber (SAV) Efendimiz’e: ‘Ben seni seviyorum.’ deyince; ‘Fakirlik için bir elbise hazırla.’ buyurdu. Bir başkası gelip Peygamber (SAV) Efendimiz’e: ‘Ben Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’ni seviyorum." deyince ‘Belâ için elbise hazırla.’ buyurdu.”

..........................................

“Halinizden şikayette bulunmayın. Sabredin, feryad etmeyin. Doğruluk üzere devam edin. İsteyin, istemekte bıkkınlık göstermeyin. İçinde bulunduğunuz istenmeyen hallerden dolayı ümitsizliğe düşmeyin. Daima ümitli olun. Birbirinize düşman değil, kardeş olun. Birbirinize buğz etmeyin.”

..........................................

“Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nin rızası için yapılan sabırlar ve tahammüller, asla karşılıksız kalmaz. Onun için bir an olsun sabrediniz, mutlaka, senelerce bu sabrın mükafatını görürsünüz. Ömrü boyunca kahraman lakabıyla meşhur olan, bu lakabı, bir anlık cesareti neticesinde kazanmıştır. Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri Kur'an-ı Kerim’de mealen: ‘Şüphesiz ki, Allah sabredenlerle beraberdir.’ buyuruyor.”

..........................................

“Hayatta olduğunuz müddetçe, ömrü fırsat biliniz. Bir müddet sonra hayat kapısı kapanacak, bu dünyadan ayrılacaksınız. Gücünüz yettiği müddetçe hayırlı işler yapmayı ganimet biliniz. Tövbe kapısı açıkken ve elinizde bu imkan varken bunu fırsat biliniz. Tövbe ediniz. Dua etmeye imkanınız varken, dua ediniz. Salih kimselerle beraber olmayı fırsat biliniz.”

..........................................

“Kabirleri ziyaret ediniz. Sâlih kimseleri de ziyaret ediniz. Hayırlı işler yapınız. Böyle yaparsanız, her şeyiniz düzelir.”

..........................................

“Mümin kimse küçük günahları da büyük görür. Peygamber (SAV) Efendimiz: ‘Mümin kimse, günahını dağ gibi görüp, kendi üzerine düşeceğinden korkar. Münafık ise, günahını burnu üzerine konan ve hemen uçan sinek gibi görür.’ buyurdu.”


ıÜüPir Gavsul Azam Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri’nin müridleri sayılamayacak kadar çoktur. Onlar dünya ve ahiret mutluluklarına da ermişlerdir. Dervişlerinin hiçbiri tevbesiz ölmemiştir.

Şeyh Ali El-Garseni’nin (RA) Pir Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri’nin şöyle buyurduğunu naklediyor: “Cehennem hazineleri ile şöyle bir konuşma geçti aramızda: ‘Dervişlerimden cehennem'e giren varmı?’ dedim. ‘Allah (CC) hakkı için hayır.’ dediler. ‘Tabi olmayacak. Çünkü elim müridlerimi, göğün yeri kuşattığı gibi kuşatmıştır.’ dedim. Rabbimden yetmiş küsur defa söz aldım ve Rabbimin İzzet-i Hakk’ı için, dervişlerimin hepsi kendimle birlikte Cennet’e girinceye ve onları cennete götürünceye kadar Rabbimin huzurundan ayrılmam’.”

Hz. Pir’e (KSA) sordular: “Biri senin tarikatına girse ya da sana intisab etse (baglansa), fakat senden ders almaz ise, senin hırkanı giymezse senin dostların sayılabilir mi?” Cevap verdi: “Her kim bana intisab ederse, Allah-u Teala (CC) onu kabul eder ve o benim dostlarımdan olur. Her kim medresemin kapısının önünden geçerse, muhakkak Allah-u Zülcelal (CC) onun ahirette azabını hafifletir.”

Yine Gavs-ı Geylani (KSA) Hz.leri buyurdular ki: “Rabbim Azze ve Celle bana, Medresemin kapısının önünden geçen her müslümanın azabını hafifleteceğine dair söz vermiştir.”

Biri gelip O'na (KSA) Babül-Ezc civarındaki kabristanın birinden korkunç bir ses duyduğunu söyledi. Hz. Pîr (KSA) bunun üzerine sordu: “O adam benden feyz aldı mı?” Onlar da: “Bilmiyoruz.” dediler. Bu sefer Gavs-ı Geylani (KSA) Hz.leri: “Meclisimde hiç hazır bulundu mu?” diye sordu. Yine “Bilmiyoruz.” dediler. Gavs (KSA) Hz.leri bu sefer: “Arkamda namaz kıldı mı?” diye sorunca yine “Bilmiyoruz.” Dediler. Başını bir saat kadar eğdi. Murakabaya daldı. Sonra başını heybetle kaldırarak haykırdı: “Melekler (Allah'ın selâm'ı üzerlerine olsun) gelip bana, o kişinin yüzümü gördüğünü ve hakkında iyi niyet taşıdığını, bu yüzden Allah (CC) Hz.leri tarafından afv edildiğini haber verdiler.” Bunun üzerine bir daha ondan, böyle korkunç bir ses duyulmamıştır.

Pir Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri, Allah-u Teala Hz.leri’nden, müridlerinin hiçbirinin tevbesiz ölmeyeceğine dair garanti almıştır. Her müridi, Hz. Pir'in (KSA) müridlerinden yedi kişi kurtarabileceğini, Hz. Pirimiz sık sık ifade etmiştir. Hatta bir keresinde demiştir ki: “Mağripte bir müridimin avreti açılırsa, biz onu meşrikten mutlaka örteriz. Himmetimizle (Allah'ın (CC) izni ve inâyetiyle) dostumuzu kurtarırız.”

Buyurmuştur ki: “Ne mutlu beni görenlere. Beni görmeyenlere hasrem (üzgünüm) doğrusu.”

Şeyh Ali El-Kureşiy'e (RA) göre Pîr Gavsul Azam (KSA) Hz.leri ona demiş ki: “Bana, gözün alabileceği kadar bir kitab verilmiştir. Onda, bana intisab edecek olan dervişlerimin ve arkadaşlarımın (Müridlerimin) ve kıyamete kadar bana mürid olacakların isimlerini gördüm.”

Hz. Pir Abdulkadar-i Geylani (KSA) Hz.leri’ne sordular: “İyi müridleriniz malum. Ya kötüleri ne ne olacak?” Bunun üzerine Hz. Pir (KSA) şu cevabı vermiştir: “İyiye gelince, o kendini bize adamıştır. Kötüye gelince, biz kendimizi, onu kurtarmak için adamışızdır.”

Şeyh Adiy bin Misafir (RA) Hz.leri şu mühim açıklamayı yaptı: “Bütün şeyhlerin müridlerinden her kim benden feyz hırkasını istedi ise, rahatlıkla giydirdim, ama Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri’nin müridlerine karşı bunu yapamadım. Çünkü hepsini, Rahmet deryasında yüzerlerken gördüm. Böyle olan kimseler, denizi bırakıp da bir bardak ile su dağıtan kişinin yanına gelirler mi hiç?”

Pir Gavsul Azam (KSA) Hz.leri’nin dervişlerinden El-Betayihi (RA) anlatıyor: "Bir gün şeyhimiz Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri’nin evine girdim. Önceden görmediğim, tanımadığım dört kişi gördüm. Onlar kalkıp çıkmak için yürüyünce, Hz. Pir (KSA) bana: ‘Yetiş onlara da, sana dua etsinler.’ emrini verdi. Koştum, onları medresenin avlusunda yakaladım ve bana dua etmelerini rica ettim. Onlardan biri bana dönerek dedi ki: ‘Ne mutlu sana. Sen böyle bir şahsın dervişi ve hizmetindesin ki, Allah (CC) Hz.leri O’nun bereketiyle yerleri, tepeleri, dereleri, denizleri ile birlikte ayakta tutuyor. O’nun duası sayesinde, halkın iyisine de kötüsüne de Allah (CC) merhamet ediyor. Biz diğer Veliler, O’nun ayağı gölgesi altındayız, O’nun emrindeyiz. O’nun emrinden hiç ayrılamayız.’ Sonra yanımdan uzaklaşıp gittiler. Hayret ve dehşet ile Hz. Pir’e (KSA) koştum. Daha bir şey söylemeden bana hitâb etti: ‘Ey Allah’ın (CC) kulu. Ben hayatta iken, onların sana anlattıklarını kimseye söyleme.’ Ben: ‘Bunlar kimdi?’ diye sordum. Hz. Pir (KSA) Hz.leri: ‘Bunlar Kâf Dağı’nın ileri gelenleridir ve halen oradadırlar.’ dedi.”

Şeyh Ömer El-Bezzâz (RA) Hz.leri anlatıyor: “Hz. Pir Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri’nden dinledim: ‘Hüseyin El-Hallacın (Hallac-ı Mansûr RA) ayağı kaymıştı. O asırda elinden tutup onu kaldıracak kimse (Veli) yoktu. Eğer ben, onun zamanında olsaydım, (bulunsaydım) elinden tutup onu kurtarırdım. Çünkü kıyamete kadar ayağı kayan her müridimin, ahbabımın, arkadaşımın elinden tutup kurtaracağım.’

Ebu-l Ferec bin El-Hamami’nin bir müşahedesi: “Hz. Pir Gavsul Azim (KSA) hakkında duyduğum şeyleri bir türlü kabul edemezdim, inkâr ederdim. Böyle şey olmaz derdim. Bir gün Babil-Ecz'de bir işim çıktı. Oraya gitmem gerekti, gittim. Dönüşümde Hz. Pir’in (KSA) medresesinin önünden geçiyordum. Müezzin İkindi ezanını okuyordu. İçimden ‘Bakalım şu namazı onun arkasında abdestsiz kılayım farkına varacak mı?’ diye bir düşünce geçirdim. Camiye girdim, arkasında İkindi Namazını kıldım. Namaz bitince Hz. Pir bana dönerek: ‘Ey Oğul? Bana bir hacet için gelseydin, mutlaka hacetini görürdüm. Lakin gaflet, bütün mevcudiyyetini kuşatmış ve bu yüzden arkamda abdestsiz namaz kıldın.’ Bunu hiç doğru yapmadın.’ demez mi? Hayretten az kaldı düşüp bayılacaktım. O (KSA), benim içimdekileri nasıl bilebilirdi? O andan itibaren tevbekâr olup yanından, hizmetinden hiç ayrılmadım. Gün geçtikçe O’nu (KSA) sevmeye, saymaya başladım. O’nun (KSA) feyz ve bereketini çok gördüm.”

Şeyh Matar El-Barzani’nin (RA) oğlu Şeyh Ebul-Hayr Kerûm (RA) anlatıyor: “Babam ölüm döşeğindeyken kendisine: ‘Senden sonra kime uymamı vasiyyet edersin?’ diye sordum. ‘Şeyh Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri’ne intisâb et.’ dedi. ‘Galiba ağır hasta olduğundan ne dediğini bilmiyor.’ dedim. Bir saat sonra yine: ‘Senden sonra kime intisâb edeyim?’ diye sordum. ‘Şeyh Abdulkadir'e (KSA)’ diye cevab verdi. Bir saat bekledikten sonra yine sordum. Bu defa şöyle dedi: ‘Bir zaman gelecek ki, Şeyh Abdulkadir’den (KSA) başka hiç kimseye intisab edilmeyecek.’ Babam ölünce Bağdat'a Şeyh Abdulkâdir (KSA) Hz.leri’nin yanına gittim. Orada bütün Meşâyıh-ı Kirâm'ı gördüm. Hz. Pir (KSA) durmadan konuşuyor ve şöyle diyordu: ‘Ben sizin vaizleriniz gibi değilim. Beni yukarıdakiler de dinler. Çünkü ben Allah (CC) Hz.leri’nin emri ile konuşurum.’ Bir ara başını kaldırdı. Ben de başımı yukarıya kaldırınca, nurdan atlar üzerinde nurdan adamlar saf saf olmuş, Hz. Pir'i (KSA) başları eğik, huşu içinde dinliyorlar. Kimisi hüznünden ağlıyor, kimisi titriyor, kimisinin elbisesi tutuşmuş ateşler içinde yanıyor. Bunu görünce korktum ve kürsüye doğru koştum. Hz. Pir’in (KSA) yanına çıkınca kulağımdan tutarak: ‘Babanın ilk vasiyyetiyle neden yetişmedin?’ diye çıkıştı. Heybetinden korktum ve başımı eğdim.”Öğütleri

 

     "Ey evlad! Önce nefsine öğüt ver, onu yola getir, sonra da başkalarını... Senin henüz ıslaha muhtaç hallerin var, bunu sen de biliyorsun. Bunu bildiğin halde başkalarının islâhı ile uğraşma yolunda nasıl başarılı olabilirsin? Gözlerin bir adım öteyi görmüyorken körleri neyle yola getirme sevdasındasın?"

ıÜüSakın yaptığın işlerde ve bulduğun manevi halde kendi gücünü görmeyesin. Bu hal kişiyi azdırır ve YARATAN’ın (CC) rahmet nazarından uzak kılar. Sakın sözünü dinletme ve kabul ettirme hevesine de kapılmayasın. Önce temeli at sonra üzerine binayı çık. Kalbini derin kaz ki oradan hikmet pınarları fışkırsın, sonra ihlas ve iyi işlerle o binayı yükselt. Bu işlerden sonra halkı o köşke davet et.

..........................................

Başkasında bulunan bir hatayı defetmek istersen nefsinle yapma, imanınla yap. Kötülükleri ancak İMAN yıkar. Bu durumda RABB’in (CC) sana işlerinde yardımcı olur. O (CC) kötülüğü yok etmek için arkadaş olur, O (CC) kötülüğü ezer ortadan kaldırır. Eğer bir kötülüğü nefsin için, halkın seni tanıması için ortadan kaldırmaya niyet edersen rezil olursun. Her işte HAKK’ın (CC) rızası aranmalıdır.

..........................................

İSLAM gömleğin yırtık, İMAN elbisen pis, kalbin cahil, için kederle dolu. Gönlün İSLAMİYET’e açık değil. İç alemin harap, dışın mamur, bütün sayfaların günah karası. Sevdiğin ve arzuladığın yalnızca dünya.

Kabir kapısı açık ve ahiret sana doğru gelmekte. En kısa zamanda aklını başına topla, yalnız dünya azığı toplamaktan vazgeç de ahiret azığını toplamakta acele et...

Sabırlı kulların bu dünyada çektiği cefa, Yüce Allah’ın (CC) gözünden kaçmaz. Siz bir an olsun O’nun (CC) uğruna sabır yolunu tutun, yıllarca ecrini alırsınız. Ömrü boyunca “Kahraman” lakâbıyla gezen, onu bir anlık cesareti sonunda kazanmıştır.

..........................................

Ey evlad! Önce nefsine öğüt ver, onu yola getir, sonra da başkalarını... Senin henüz ıslaha muhtaç hallerin var, bunu sen de biliyorsun. Bunu bildiğin halde başkalarının islâhı ile uğraşma yolunda nasıl başarılı olabilirsin? Gözlerin bir adım öteyi görmüyorken körleri neyle yola getirme sevdasındasın?

..........................................

Size gereken, Yüce Yaratanı (CC) sevmek ve O’ndan (CC) başka kimseden korkmamaktır. Ve bütün işleri onun rızasını gözeterek yapmak... Bunlar “Kalp” le olur, dil gürültüsüne getirip söze boğmakla olmaz. Sonra mihenk taşına vurulunca utanırsın. Kuru davaya kimse inanmaz. Halk arasında söylediğin sözleri yalnız kaldığında söylüyormusun?... Aynı duyguları tek başına kaldığın zaman da duyman mümkün oluyor mu?... İşte bunları yapabiliyorsan mesele yok... Kapı önünde “TEVHİD”, içeriye girince “ŞİRK”, yakışır mı? Bu, nifak, ikiyüzlülük alametidir, içi bozuk olmanın ta kendisidir. Acırım sana, sözün kötülükten sakınma hakkında, kalbin ise fitne çıkarmaya istekli. Şükrü dilinden bırakmıyorsun, ama kalbin daima itiraz halinde.

..........................................

Geliniz aşırı, uygun olmayan arzularımızı bir yana atıp YARATANIMIZA (CC) koşalım. Bu yolda biraz perişanlık çekelim. Ne olur sanki biraz zahmet çeksek? O’na (CC) vardıktan sonra bütün çekilen sıkıntılar unutulur. İçimize ve dışımıza hükmeden nefsimizi HAK yoluna çevirelim, Rabbimizin (CC) Elçisine, Sevgilisine (SAV) başvuralım, O’nun (SAV) eteğini bırakmayalım.

..........................................

Bütün amacın yemek, içmek ve arzularının tatmini olmasın. Bunların hepsi amaç değil, Yüce ALLAH’a (C.C.) ulaşmak için birer araçtır. Bütün hedefin sana en çok gerekli olana ulaşmak olmalı. Sana en gerekli olan ise YARATAN’ındır (CC). O’nu (CC) ara. Her şeyin bir bedeli olur. Dünyaya AHİRET, yaratılmışlara ise bedel YARATAN’dır. Dünyayı kalbinden atarsan yerini HAK (CC) alır. Yaşadığın günü ömrünün son günü bil, işlerini ona göre ayarla. Bu duygu sana yeter.

..........................................

“ALLAH’tan (CC) başka ilah yoktur,” dediğinde bir “DAVA” peşine düştün demektir. Her davada şahit isterler, şahidi olmayan davasını kaybeder. Ayrıca bu uğurda gelecek her türlü sıkıntıya göğüs gerip, sabır göstermek de birer şahid sayılır. Bunları yaparken İHLAS’lı olmak gerekir.

..........................................

Hiçbir söz amelsiz ve ihlassız kabul edilmez. Kainatın Efendisinin (SAV) yolu İHLAS’tan ibarettir.

..........................................

Dünyalık toplarken dikkatli ol. Gece odun toplayan gibi olma. Elini uzattığında neyi alacağını önceden kestirmelisin. Gece odun toplayan eline geçeceğini bilemez, seni de ona benzetiyorum. Ayık ol, sonra felaket büyük olur.

..........................................

HAK’la (CC) çekişme, nefsin için O’nu (CC) kötüleme, malın azaldı diye O’nu (CC) itham etme, insanlar sana yüz vermiyor diye O’nu (CC) suçlama. Suçu kendinde ara. Her işin kendi keyfine uygun olmasını istiyorsun, en büyük hüküm senin mi yoksa O’nun (CC) mu? Sen mi fazla biliyorsun yoksa O’ (CC) mu? Merhametin O’ nun kinden (CC) fazla mı?

Sen ve bütün yaratıklar O’nun (CC) kuludur. Her şeyde yalnız O’ nun (CC) hükmü geçer bunu sakın unutma.

..........................................

YARATAN’ın (CC) rızasına erme yolunda yapmacık hareketler fayda getirmez, bu yolda yersiz arzu ve boş temenni ile yürünmez. Hele içi başka dışı başka birinin eline hiçbir şey geçmez. Bir de yalancılık ortaya çıkarsa felaket o zaman başlar. Eğer bu hallerin azı sende varsa hemen tevbe et ve tevbeni bozma. Tevbe etmekten ziyade, tevbeyi bozmamak esas hünerdir.

..........................................

Böbürlenmeyi bırakın, Yüce ALLAH’a (CC) karşı büyüklük satmak da neymiş? Kullara da kibirli davranmayın, haddinizi bilin. Varlığınıza tevazuyu yerleştirin. Önceden ne olduğunuzu düşünün; bir damla su.

Sonrası ne olacak malum...Bir hendeğe yuvarlanacak bir ağırlık. Hali böyle olana büyüklük taslamak yaraşır mı?

Hırsa kapılmayın, kötü arzular sizi esir etmesin. Dünyalık adamların kapısını aşındırmayın. Ezilip büzülerek onlardan dünyalık dilenmek size yakışmaz, sabırla doğru yoldan nasibini arasan daha iyi olmaz mı? Ya bir de yaptığın dilenciliğin sonu boşa çıkarsa... Sevgili Peygamberimizin (SAV): “En büyük belâ, nasibte olmayanı aramaktır,” buyruğunu hiç duymadın mı? Nasibte olmayanı kullar hiçbir zaman veremez. Dünya oğullarının buna hiçbir zaman gücü yetmez.

..........................................

Ey ilim iddiasında bulunan, hani ağlaman? Yüce ALLAH’ın (CC) korkusundan gözlerin yaşarıyor mu? O’ndan (CC) korkman ve günahları itirafın nerede? Nefsinle cenk etmek ve onu terbiye etmek yok mu? O’nu HAK (CC) tarafına çağırman nerede?

Bunların hiçbiri sende yok. Bütün derdin kasa, masa, yemek ve eğlenmek. Aklını başına al. Dünyadaki nimetlerden sana gelecek bir kısmetin varsa gelir, üzülme içini ferah tut. Bekleme yükünden kurtulursun, hırsın ağırlığı seni yormaz. Eğer bu şekilde davranmazsan, bütün bu uğraşmalarından sana ne kalacak dersin? Sadece bir yorgunluk ve ağır bir hesap...

..........................................

Doğruluk olmadan bilginin sana ne yararı dokunur? Doğruluğun olmadığı için bilgi sana bela olur. Öğrendin, namaz kıldın, oruç tuttun sebebi sana mal versinler, iyiliğini görsünler, seni öğsünler oldu. Sana yakışır mı bu düşünceler?

Farzet ki halkın sana ilgisi arttı, bunun ölüm anındaki sıkıntıya faydası olur mu acaba? Seni sevenlerle aranda uçurumlar olacak o anda. Topladığın malları başkaları paylaşacak, hesabı ve cezası da sana kalacak.

..........................................

Yazık sana! Cehennemlik işleri yaparken cenneti umuyorsun. Geçici şeylerle avunuyor onları seviyor ve senin sanıyorsun. Ama yakında elinden alacaklar.

Yaratan (CC) hayatı sana emanet olarak verdi, O’nun (CC) rızası yolunda yaşamanı emretti. Sen ise kendi isteğin, heveslerinin peşinde hayatını tükettin. Sana verilen zenginlik, makam, sıhhat birer emanettir. Bütün bunları YARATICININ (CC) rızasına uygun yolda kullan.

..........................................

Ey evlad! Ana rahminde seni kim besledi? O halde iken ne kadar acizdin, bu hale seni getiren kim? Sen ise kendi varlığına ve halka dayanmaktasın, parana, mevkine, bilgine güveniyorsun. Güvendiklerin bugün var yarın yok olabilirler. Yüce ALLAH’tan (CC) başka her kime güveniyor veya kimden korkuyorsan o senin ilahındır. Yakında bütün güvendiklerin yok olur kullarla aran açılır, sana karşı kalpleri katılaşır, kapıları yüzüne vururlar seni kapı kapı dolaştırırlar. Çağırsan yardımına koşan olmaz.

Bütün bunlara sebeb Hak’tan (CC) başkasına güvenmiş olman, O’nun (CC) nimetlerini başkalarından bilmiş olmandır.

..........................................

Yüce ALLAH’ın (CC) dininde olmayan şeyleri yapmaya çalışma. Elinde iki şahit olsun; biri KUTSAL KİTABIMIZ, diğeri SÜNNET-İ RESULALLAH (SAV). Bunlar seni RABBİNE (CC) ulaştırır. Ama sen bu şahitleri bırakıp nefsinin peşinden gitmeye devam ediyorsun. Elinde iki şahidin var; biri zayıf aklın, diğeri de şahsi arzun. Şüphesiz bunlar seni ateşe iter. Firavun gibilerin arasına katar.

..........................................

Ey içi bozuk, yakında öleceksin, öldükten sonra yaptıklarına çok pişman olacaksın ama çok geç...Dilin güzel söze alıştığı için konuştu ve aldandı, ama kalbin hiçbir şeyden anlamaz bir halde. Bu durum seni kurtarmaz. Güzel konuşmayı kalb yapmalı, yalnızca dilin iyi söz söylemesi faydasızdır.

Ey ALLAH (CC) yolcularını bulamayan! Varlığını ve yaratılmışları HAK (CC)varlığına perde eden kişi; ağla, başkasına bir ağlarsan kendine bin defa ağla.

..........................................

Rabbimiz (CC)! Alan değil, veren ellerin Affedici olduğu için affedilenlerin, Hak (CC) ile doğan, Hak (CC) ile yaşayan, Hak (CC) ile ölenlerin ve sonsuz hayatta yeniden doğanların safına katılmayı bizlere nasip et... Âmin...

 

Vasiyeti

    Oğlu Abdürrezzak (ra.Hz.) leri sual edince şöyle vasiyyet eyledi: “Ey oğlum! Allah-ü Teala Hz.leri bize ve sana ve bütün müslümanlara tevfik (muvaffakiyet) ihsan eylesin. Sana Allah (cc) Hz.leri'nden korkmanı ve O'na taat üzere olmanı, dinimizin emir ve yasaklarına riayet etmeni ve hududunu gözetmeni vasiyyet ederim.

ıÜüBizim bu tarikatımız, kitap ve sünnet üzere bina edilmiştir. Kalbin selameti, el açıklığı, cömertlik, cefa ve ezaya katlanmak ve din kardeşlerinin kusurlarını affetmek üzere kurulmuştur.

Ey oğlum! Sana vasiyyet ederim, dervişlerle beraber ol. Meşayiha hürmeti gözet. Din kardeşlerinle iyi geçin. Küçük ve büyüklere nasihat üzere ol. Dinden başka şey için kimseye düşmanlık etme.

Ey oğlum! Allah-ü Teala Hz.leri bize ve sana tevfik versin. Fakrın hakikati, senin gibi olana muhtaç olmaman, zenginliğin hakikati ise, senin gibi olandan bir şey istememendir. Tasavvuf haldir, söz değildir. Söz ile de ele geçmez. Dervişlerden, Allah (cc) Hz.leri'nden başkasına ihtiyaç duymayan birini görürsen, ona ilim ile değil, rıfk ile güler yüz, tatlı söz ve yumuşaklıkla muamele eyle. Zira ilim onu ürkütür, rıfk ise çeker ve yaklaştırır.

Ey oğlum! Allah-ü Teala Hz.leri bize sana ve müslümanlara tevfik versin. Tasavvuf (tarikat) sekiz haslet üzerine kurulmuştur:

1- Cömertlik,

2- Rıza,

3- Sabır,

4- İşaret,

5- Gurbet,

6- Yün elbise giymek,

7- Seyahat,

8- Fakirlik.

Cömertlik İbrahim (as)'ın, rıza İshak (as)'ın, sabır Eyyüb (as)'ın, işaret Zekeriyya (as)'ın, gurbet Yusuf (as)'ın, yün giymek Yahya (as)'ın, seyahat İsa (as)'ın, fakirlik de Efendimiz ve Şefaatçimiz Hz. Muhammed Mustafa (sav) Hz.leri'nin hasletleridir.

Ey oğlum! Zenginlerle sohbetin, görüşmen izzet ile, onlara değer vermeyerek, fakirlerle görüşmen ise, kendine değer vermeyerek olsun. İhlas üzere ol. İhlas, insanların görmesini hatıra getirmeyip yaradanın daima gördüğünü unutmamaktır. Sebeplerde Allahü Teala Hz.lerine dil uzatma. Her halde Allah-ü Teala Hz.leri'nden gelene razı ve sükun üzere ol. Allah (cc) Hz.leri'nin adamlarının (Evliya) huzurunda şu üç sıfat üzere bulun: Alçak gönüllülük, iyi geçinmek ve kötülüklerden arınmış bir kalb. Hakiki yaşamak, nefsini öldürmenle olur.” (Nefsini öldürmek, nefsinin arzularını haram ve zararlı isteklerini yerine getirmemek demektir.)

Yüce Allah (cc) Hz.leri şefaatlerinden Ali Himmet Nazar ve Muhabbetlerinden, Feyiz ve Bereketlerinden hususi nazar ve sevgisinden bizi ve tüm Mü'minleri ve İhvanı dini ayırıp mahrum etmesin. (AMİN)

VEFATI

     Hz. Pir Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri vefat edeceği sırada, oğullarına: “Yanımdan ayrılın, çünkü zahirde sizinle, batında sizden başkasıyla (yani Allah-ü Teala (CC) Hz.leri ile beraberim)” buyurdu.

ıÜüYine o esnada buyurdular: “Yanımda sizden başkaları da vardır. Onlara yer açın. Onlara edebi gözetin. Burada büyük rahmet vardır. Onları sıkıştırmayın.” Yine buyurdu: “Aleykümüsselam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri beni ve sizi mağfiret etsin. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri benim ve sizin tevbelerimizi kabul etsin. (Bismillah Gayre Müveddedin)”

Bir gün bir gece hep böyle buyurdular. Oğlu Şeyh Abdürrezzak (RA) anlatır: “Gavs-ül Azam o esnada, ellerini kaldırıp uzattı ve ‘Ve Aleyküm Selam ve Rahmetüllahi ve Berekatühü, Tevbe ediniz ve size geliyorum denilenlerin safına giriniz’ buyurdu. Vefat ederken iki defa; ‘Allahümme Refikül A'la’ deyip: ‘Size geliyorum, size geliyorum’ buyurdu. Tekrar buyurdu ki: ‘Durun’ Bunun ardından ona ölüm ve sekerat hali geldi. Bu halde iken: ‘Bana kimse bir şey sormasın. Ben Allah-ü Teala (CC) Hz.leri'nin ilminde bir halden başka bir hale geçmekteyim’ buyurdu. Son anlarında oğlu Abdülcebbar: ‘Babacığım, bedenin acı duyuyor mu?’ diye arz edince: ‘Bütün uzuvlarım acı içindedir. Yalnız kalbimde hiç acı ve elem yok. O, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri iledir.’ buyurdu. Oğlu Şeyh Abdülaziz: ‘Hastalığınız nasıldır?’ diye sorunca: ‘Benim hastalığımı, insan cin ve meleklerden hiçbiri bilmez ve anlayamaz. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri'nin ilmi, hükmü ile nakıs olmaz. Hüküm değişir, ilim değişmez. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri, dilediğini siler, dilediğini yazar. Ümmü-l Kitab O'ndadır (CC). “O'na (CC) yaptığından sual olunmaz. Kullara ise, yaptıkları sorulur.”buyurdu.

Daha sonra, “Kudret ile hakim kullarına ölüm ile galib olan Allah-ü Teala (CC) Hz.leri, her ayıp ve kusurdan münezzehidir. Lailahe illellah Muhammedün Resulüllah.”, sonra “Allah Allah Allah... (CC) ” deyip sonra sesini kesti, dilini damağına yapıştırıp, mükerrem ruhunu teslim eyledi. Vefatı büyük bir üzüntüyle karşılandı. Cenaze namazını kılmak üzere görülmemiş bir kalabalık toplandı. Cenaze namazını oğlu Abdülvehhab kıldırdı. O kadar insan toplanmıştı ki, kalabalık sebebiyle ancak gece defnedilebildi. İnsanlar, büyük kalabalıklar halinde ziyaretine geldiler. Bu ziyaretler günlerce devam etti (ve kıyamete kadar da mübarek türbesinin ziyareti devam edecektir.)

Hz. Pir Abdulkadir-i Geylani (ksa) Hz.leri Hicreti Nebeviyyenin 561 (M.1166) senesinde 91 yaşında iken Bağdatta vefat etti. O gün bu gün mübarek türbesi ziyaret edilmektedir. Kıyamete kadar da kevni kerameti devam edecektir. Buyurmuştur ki: “Öncekilerin (Velilerin) güneşi battı. Bizim güneşimiz ufuk üzerinde sonsuz kalacak, hiç batmayacaktır.”

Cenab-ı Allah (CC) O'ndan (KSA) ve cümle Evliyaullah'tan razı ve memun olsun. Rabbim bizleri, Onların şefaatlerınden, al-i himmet, nazar ve muhabbelerinden, nurlu yollarından ayırıp da mahrum etmesin. (AMİN)MÜBAREK RUHANİYYETİNE FATİHA

 

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam38
Toplam Ziyaret35405
Saat
Hava Durumu
Anlık
Yarın
34° 35° 20°
NAMAZ VAKİTLERİ

MİZAN TİCARET

ODUN-KÖMÜR VE TÜP SATIŞI

FATURA ÖDEME MERKEZİ

Kiltepe Mh.3.Sok MALATYA

TLF: 0422 336 33 22

 mizanfatura@hotmail.com

 

 

NUR

ERKEK KUAFÖRÜ

0 536 2402068

MUTLULAR PETROL

Madeni Yağları

0 422 238 57 69